Salı, Ekim 21, 2008 ·
Yorum (yok) Yorum yaz!
Pazartesi, Hazirane 30, 2008 ·
![]()
OLAN ŞEYDE HAYIR VARDIR....
ATEŞİN DENİZE OLAN SEVDASI
ATEŞ NASILDA SEVDALANMIŞ DENİZE
DELİ DALGASINA HIRÇIN KAYALARA VURUŞUNA
ATEŞ DEMİŞ DENİZE SEVDALIM OL
HAYELLERİME CAn VEREN SEVDALIM OL
DENİZ DAYANAMIŞ ATEŞİN GÖZLERİNDEKİ
SICAKLIĞINA AL BENİ DEMİŞ SARILMIŞ ATEŞE
DENİZLE ATEŞ BİRBİRİNE SIMSIKI SARILMIŞ
KOPMAMACASINA SEVDALILAR DENİZ BUHAR
OLMAYA BAŞLAMIŞ ATEŞ KÜLE DÖNMÜŞ
YA KENDİLERİ YADA SEVDALARI YOK OLACAK
BAŞTAN YAZILMIŞ ATEŞLE DENİZİN KADERİ
YÜREĞİNDEKİ SEVDAYI ALIP GİTMİŞ DENİZ
UÇSUZ BUCAKSIZ DİYARLARA ZAVALLI DENİZ
ATEŞ KIZMIŞ SEVDASI DENİZE YAKMIŞ YIKMIŞ
TÜM DAĞLARI TEPELERİ ORMANLARI
DİYAR DİYAR ARAMIŞ O BÜYÜK SEVDASINI
SONUNDA BULMUŞ SEVDASI OLAN DENİZİ
ATEŞ BAKMIŞ DENİZİN GÖZLERİNE
VE OZAMAN ANLAMIŞKİ AŞKIN BAZEN GİTMEK
AMA GİTMEK YİTİRMEK OLMADIĞINI
ATEŞ SUSMUŞ HAYKIRAN YÜREĞİNLE
İŞTE O ANDAN BERİ ATEŞ DENİZDEN
DENİZ ATEŞTEN KAÇAR OLMUŞ...........
Mevlana der ki: bu ayak izleri sahile kadar, ondan sonra ne ayak kalır, ne izi kalır, ne de sahil kalır...
Yorum (1) Yorum yaz!
Pazartesi, Nisan 28, 2008 · Kategori: sohbet
| Ubeydullah Ahrâr (k.s.) |
HİLYE-PÂK-İ AHRÂR Uzunca boylu, esmer tenli, gökçek yüzlüydü. Sakalı büyükçe ve beyazdı. Sakalındaki karalar, sayılabilecek kadar azdı. Sohbeti tatlıydı, konuşurken müridlerini saadette gark ederdi. Zahir ve batın ilimleriyle donanmıştı. Nurlu yüzünü gören dua ve senadan kendini alamazdı. Şiirleri ve sözleri çok tesirliydi. Tarikatte huccet sayılırdı . Nakşi meşayıhının muammerininden, uzun ömürlülerindendi. Bir asra yakın muammer oldu. Hz. Ömer neslindendi. Altın silsile'nin ondokuzuncu halkası Ubeydullah Ahrâr Nefehât müellifi Molla Cami ile Reşahat müellifi Ali b. Hüseyin el-Vaiz'ın mürşidi. Bu yüzden her iki müellif de eserinde Ubeydullah Ahrâr için geniş yer ayırmışlardır. Özellikle, Reşahat müellifi, eserini Ubeydullah Ahrâr için yazmıştır, denilse yeridir. Kısa Çizgilerle Hayatı Ubeydullah Ahrâr hazretleri, hicrî 806 Ramazan'ında (m 1404 Mart) Taşkent'e bağlı Bağıstan'da doğdu. Hz Ömer neslinden ilim ve irfan ehli bir aileden. Kendisinin eğitimiyle dayısı şeyh İbrahim Şaşî meşgul oldu. Temel ilimleri Taşkent'te okudu. Daha sonra yine dayısının teşvikiyle Semerkand'a gitti. Orada Uluğ Bey medresesinde Nizameddin Hamüş'un talebesi oldu. Semerkand'dan Buhara'ya geçti. Orada Şeyh Hamîduddın Şaşî'nın sohbetlerine katıldı. Buhara'dan Herat'a geçerek Seyyid Kasım Tebrîzî'nin yanına vardı. Tebrîzî, Ahrâr'ın çok istifade ettiğini belirttiği ustadır. Herat'ta ayrıca Bahaeddın Ömer Horasani ile tanıştı. İlim ve irfan yolunda geçen bu seyahatlerden sonra Ubeydullah Ahrâr, nihayet Çiganyan'da Yakub Çerhî'yi buldu, ona bende oldu, emaneti ondan aldı. Şahsî kabiliyeti ve daha önce görüştüğü şeyhlerden aldığı feyz sayesinde Ya'kub Çerhi'nın yanında kısa zamanda seyr-ü sulükunu tamamladı, şeyhinin iltifat ve sevgisine mazhar oldu. Bir kısmı ilim muhitınden, bir kısmı devlet ricalınden, diğer bir kısmı da halkın muhtelif kesimlerinden olmak üzere pekçok mürid ve halife yetiştirdi. Maişetini temin için çiftçilik yapardı. Cenab-ı Hakk'ın verdiği bereket sayesinde zengin oldu. Servetinden gerek çalışarak emek karşılığı gerekse onun ihsanlarıyla binlerce insan istifade etmiştir. Vefatı 893 Rebîu'levvel 1490 Ocak'ta Semerkant'tadır. Kabri orada Şeyh Kefşir mahallesi kabristanındadır. Hizmet Anlayışı Ubeydullah Ahrâr hazretleri, himmeti halka hizmette arayanlardandı. "Tasavvufu başkalarının yükünü taşımak, kendi yükünü başkalarına taşıtmamak" olarak anlardı Nitekim "ben bu yolu tasavvuf kitaplarından okuyarak değil, halka hizmetle elde ettim. Herkesi bir yoldan götürürler, bizi hizmet yolundan götürdüler" derdi. Bu sebeble kemal yolunda başlangıçtan nihayete kadar, tanıdığı-tanımadığı, dost-düşman herkese hizmet etmiştir. Nitekim kaynakların bildirdiğine göre Semerkand'da Mevlana Kutbeddin medresesinde yatalak bir kaç hastanın bakımını üstlenmişti. Her gün belli zamanlarda bu hastaların altlarını temizler, karınlarını doyururdu. Nihayet bu hastalardaki sıtma mikrobu kendisine de geçti. Fakat sıtmalı haliyle yine bu hastaların hizmetlerini aralıksız sürdürdü, altlarını temizledi, sularını getirdi, karınlarını doyurdu. Herat'ta bulunduğu yıllarda hizmet kastıyla sabahları Abdullah Ensarî el-Herevî'nın vakfı olan hamama giderek orada her renk ve her dilden insana ivazsız garazsız hizmet ettiği Reşahat'ın beyanlarından anlaşılmaktadır. Mürşidlik hizmetiyle meşgul bulunduğu yıllarda da müridlerini, ağır mücahede, ve murakabeden çok hizmete yönlendirirdi. Nitekim huzurunda murakabeye varan bazı müridlerini şöyle uyarırdı "kaldırın başınızı, içinizden duman çıktığını görüyorum. Murakabe kim, siz kim? Size düşen temizlik için su taşımak, hela temizlemek ve insanlara hizmet etmektir. Bu geçitten geçmeden murakabeye liyakat kazanılmaz." Hacegan yolunda vaktin icabına göre hareket etmek, bir başka ifadeyle "İbnü'l-Vakt" olmak en büyük meziyettir. Bu bakımdan zikir ve murakabe, ancak müslümanlara hizmet edecek bir durum olmadı ğı zaman yapılır. Gönül almaya yarayacak hizmet ise, zikir ve murakabeden önce gelir. "Buradakı zikir, müridin evradı olan zikrin dışındaki nafile ve toplu zikirdir. Çünkü vird olan zikir, zaten dervişin görevidir, ahdinin icabıdır. Bazıları nafile ibadetle uğraşmayı hizmetten üstün sanır. Halbuki gönüldeki feyz, hizmet mahsulüdür. Şah-ı Nakşbend ve onun yolunda gidenlerin, hizmeti öne almaları, hizmetteki tevazu ve eğitici güç sebebiyledir. Herat'ta bulunduğu yıllarda sokakta beş parasız dolaşırken bir dilenci kendisinden yemek parası istedi. Parası olmadığı için dilenciye birşey veremeyince elinden tutup bir aşçının önüne götürdü. Başındaki sarığı çıkartıp aşçıya verdi ve dedi ki "Bu tülbent eskidir, ama temizdir, kaplarınızı kurulamaya yarar. Bunu alın da şu fakire bir yemek verin" dedi. Bunun üzerine aşçı, fakirin önüne bir kap yemek koydu ve tülbendi geri verdi ise de Ubeydullah Ahrâr, almadan çıkıp gitti. Helal Lokma "Helal lokma konusu üzerinde çok dururdu. Nitekim üstadlarından Seyyid Kasım Tebrîzî de "helal lokma" konusunda şu sözlerle kendisinin dikkatini çekmişti. "Bu zamanda marifet ehli ve hakikat eri kimselerin ortaya çıkmayışının sebebi, iç temizliğinin, batın tasfiyesinin yokluğudur. Batın tasfıyesi ise, herşeyden önce helal lokma ile olur, helal yiyecek azalınca marifet ve hakikat kaybolur." Edebe riayet ve insanlara saygıya çok önem verirdi. Bağlılarının ifadelerine göre, huzurunda bulunanları iğrendirecek şekilde sümkürme, tükürme gibi hareketler ondan sadır olmazdı. Esneme gibi gevşeklik ifadesi hareketleri de yapmazdı. Peygamberlerin ve özellikle de Peygamberimizin hiç esnemediği düşünülürse bunun ne derece büyük bir edeb olduğu anlaşılmış olur. Gerek yolculuk sırasında, gerekse ihvanı ile olan gezintilerinde onları rahat ettirmek için, kendisi çoğu zaman kurulan çadırda gölgelenmez, bir bahane bulup atıyla dolaşmaya çıkar ve çadırı onlara bırakırdı. Tasavvuf tariflerinin pekçok olduğunu, bunların sayılarının belki yediyüzü bulduğunu söyler, en çok Şeyh Ebû Said'in şu tarifini beğenirdi: "Tasavvuf, zamanını en uygun şey için harcamaktır." Şeyhin güzel giyinip müridlerine güzel ve vakarlı görünmesi gerektiğini söylerdi. Çünkü dağınık ve düzensiz bir şeyh, ihvanının gözünde küçülürdü. Böyle olunca da ihvanın ona rabıtası azalırdı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.) de daima temiz ve güzel giyinir, ashabına da onu öğütlerdi. Kendisiyle sohbet edilecek kimsenin vasfını şöyle açıklardı: "Ya senin kendisinde yok olacağın, ya da sende yok olacak kimse ile sohbet et. Veya hem senin, hem de onun, birlikte Allah'da yok olacağınız biriyle sohbet et, ne sen kalasın, ne de sohbet ettiğin. Sade O (Allah) kala." Rabıta için maddi uzaklığın manevi yakınlığa engel olmadığını söylerdi. Kur'an'da rabıtaya delil sayılan "Sadıklarla beraber olunuz" (et-Tevbe, 9/119) ayetindeki beraberliği şöyle anlatırdı: "Beraberlik iki türlü olur: Hissi ve manevi. Hissi beraberlik, onlarla oturup kalkmak, sohbetlerinde bulunmaktır, onlara yakın olan sohbetlerine devam eden kimsenin kalbi, onların batın nuruyla nurlanır, huyu da onların güzel huyları sayesinde güzelleşir, nurlanır. Manevi beraberlik, kalbi onlara bağlayıp ruhaniyetlerine yönelmektir. Bu durumda onların yakınında da olunsa, uzaklarında da bulunulsa hep onlarla olunur. Aradaki manevî bağ; tam olunca onların sırları, bu manevî bağa ve rabıtaya sahip olanlara yansır. Ülfetli kimselerle beraber olmanın lüzumu üzerinde dururdu. "Huyu suyu zıd kimselerle görüşüp, konuşmak, gönül perişanlığı doğurur" derdi. Nitekim bir defasında yanına gelen bir müridine "Senden yabancılık kokusu geliyor" demişti. Arkasından da: "Sakın yabancı birinin elbisesini giymiş olmayasın" diye ilave etmişti. Mürid de: ''Evet öyle oldu" deyip sırtındaki elbiseyi değiştirip tekrar geri gelmişti. Giyilen eşya gibi içinde bulunulan mekanında insanın ruh dünyasını etkilediğini şöyle anlatırdı: "Namaz, ibadetlerin en faziletlisidir. Buna rağmen kılındığı yere göre fazilet derecesi değişir. Fısk ve fücur yerlerinde kılınan namazla huzur yerlerinde, Kabe'de ve Mescid-i Nebi'de kılınan namaz bir değildir." "Havatır" denilen beşerî ve nefsanî duygulardan kurtulmanın üç yolu olduğu-nu şöyle anlatırdı: 1. Hayır, itaat ve ibadet yolun da gayret, riyazat ve mücahedeye devam, 2. Kendi kuvvetini aradan çıkarıp herşeyi Allah'tan bilmek, 3. Şeyhinin himmetine sığınmak. İstikamet ve itidal üzere olmayı öğütleyen süfilerdendi. "Hüd süresi beni ihtiyarlattı" buyuran Hz. Peygamberin bundan maksadı, süredeki: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" hükmüydü. İstikamet, doğruluktu, orta yoldu, çetinlerin çetini bir işti. Zira istikamet bütün fiil ve davranışlarda orta yolda sabit kalmak, ifrat ve tefritten korunmaktı. Onun için bu yolda keramete değil, istikamete bakılırdı. Ubeydullah Ahrâr'ın açlık ve uyku konusundaki şu sözleri de onun itidal çizgisini gösterir: "Çok açlık ve çok uykusuzluk dimağı yorar. Hakayık ve dakakıyıkı idrakten alıkor. Ehl-i riyazatın keşfinde hata vaki olur. Ferah ve sürür, bünyeye kuvvet verir. Uyku, dimağı hatadan korur." Hamd ve şükür konusunda şöyle konuşurdu. "Hamd, alemlerin rabbı Allah'a mahsustur." (el-Fatiha, 1/1) ayetindeki hamd, kulun, Allah'tan başka hamdedilecek biri olmadığını bilmesidir. Kendisinin sırf yoktan ibaret olduğunu; isminin, resminin, nefsine aid bir işinin olmadığını anlamasıdır. Sevineceği sürür duyacağı tek şeyin, Yüce Allah'ın kendisini sıfatlarına zuhur yeri yaptığını kavramasıdır." "Kullarımdan şekür olanlar azdır." (Sebe, 34/13) ayetindeki şükür, nimet içinde nimeti vereni görmek bahtiyarlığıdır, derdi. Ubeydullah Ahrâr hazretleri Kur'an'daki: "Bugün mülk kimindir?" (Gafir, 40/16) ayetini şöyle açıklardı. Mülk tabirinden maksat, Hak yolcusu salikin kalbidir. Yüce Allah bir kulun kalbine celal sıfatıyla tecelli edince ondaki yabancıları atar. Zatından başka hiçbir şey orada kalmaz. İşte o zaman bu kalbin sahibi kalbinden şu sesi duyar: "Bugün mülk kimin" ve cevap olarak da: "Vahid ve Kahhar olan Allah'ın" sesini alır. Burada soran da cevap veren de Allah'dır. Muhtelif zamanlarda bazı zevatın ağzından çıkan; "ene'l-Hakk ve Şanımı tenzih ederim." gibi sözler hep bu makamda söylenmiştir. O, vahdeti kesrette, tekliği çoklukta bulanlardandı. Bu yüzden ihvanına da zaman zaman çarşı-pazara çıkmalarını, halkın arasına karışıp faydalı işlerle hizmet etmelerini öğütleyerek: "Tekliği çoklukta arayınız" derdi. Kur'an'daki "biz sana kevseri verdik" (el-Kevser, 108/1) ayetini "biz sana çoklukta teklik müşahedesini verdik" şeklinde yorumlardı. Hz. Peygamber (s.a.)'in "Mescide açılan bütün kapılar kapansın, yalnız Ebubekir'in kapışı katsın" hadisini şöyle açıklardı: Tahkik ehli bu hadis hakkında pek çok söz söylemiştir. Hz. Peygamber ile Hz. Ebûbekir arasında mükemmel bir sevgi bağı vardı. Sevgi bağı her bağın üstünde olduğu için, bütün nisbetlerin kapıları kapansa bile, sevgi nisbetinin kapısı açık kalmalıydı. Çünkü sevgi yolundan başka ulaştırıcı, erdirici yol yoktur. Hacegan yolunun şiarı da bu yüzden aşk ve sevgidir. -rahmetullahi aleyh- |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Cumartesi, Nisan 12, 2008 · Kategori: sohbet
Yalnız geldik, yalnız gideceğiz. Varacağımız menzil belli ama sonumuz meçhul. Sonumuzu bilmeden akıp gidiyoruz hayatın içinden. Bazen hüzün sarıyor her yanı bazen sevinç. Bazen hoyratça harcıyoruz zamanı, bazen düşünerek. Düşünmek lazım gerçektende, neyin kıymetini ne kadar bildiğimizi sormak gerek benliğimize. Bırakmamak lazım zamanı, sıkıca tutmak ve her nefesi değere bindirmek gerek. Madem insanız, madem bu kutlu vazifenin vazifelileriyiz! Ona göre yaşamalıyız öyleyse. Yani hayat hayat olmalı bizim için, hayatın bir oyundan ibaret olmadığını hiçbir şeyin hesapsız olmayacağını kazımalıyız beynimize.
Ağlamalıyız günahlarımıza ve yeni yeni günahlara dalmamak için her gün yüzlerce hatta binlerce kere tövbe etmeliyiz RABBİMİZE. Kaçmalıyız yılandan, çıyandan kaçar gibi. Hz. Ebu Bekir'ce düşünmeliyiz. Yalın ve gerçek. " Kim zerre kadar kötülük işlerse karşılığını, kim de zerre kadar iyilik işlerse karşılığını mutlaka görecektir" ayetini duyunca belinin çatırdadığını hissetmişti hani. Bu ayetin asıl muhatabı biz değimliyiz? Her gün yeni bir sabaha başlarken kaç kere düşünürüz "zerre kadar da olsa her kötülüğün hesabı sorulacak benden eyvah dikkat etmeliyim bugün" diye.
Evet, bakıyoruz her gün yüzlerce, binlerce insan göçüp gidiyor yeni mekânına. Arkasında bırakarak her şeyi, her şeyini. Umutlarını, düşlerini, alacaklarını, yaşayacaklarını. Bir an geliyor kayıveriyor ayağınız, Azrail girince kolunuza bırakmak zorunda kalıyorsunuz buraya ait olan her şeyi. Öyleyse her şey burası olmamalı. Umutların hepsi buraya bağlanmamalı, gözyaşı sadece burası için dökülmemeli, özlem sadece burada sahip olamadıklarımız için harcanmamalı. Asıl yurdu yani ahiret yurdunu akıldan çıkarmamalıyız. Her günü kazançlı bitirmeden "tamam bugünde bitti" dememeliyiz. bir Yunus Emre olmaya çaba harcamalıyız. Çile çekilmeden vuslata erilmeyeceğinin farkındalığını taşımalıyız üstümüzde. Asıl aşkı ararken acıtmamalı dikenler elimizi, kolumuzu. O dikenlerden vuslata giden yollar yapmalıyız kendimize.
Yalnızlık ne acı bir terennüm! Ve ne soğuk! Hiç kimsenin dilemeyeceği en son dilek. Hiç kimsenin buyur edemeyeceği en son misafir! Ama herkesin yaşamaya mahkûm olduğu bir son. Bu sonu değiştirmek elimizdedir belki de, öyle ya YARADANIMIZ ne diyor "bana bir adım gelene ben on adım giderim, bana on adım gelene ben yüz adım giderim bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim" çok lütufkârsın ALLAH’IM. Bizi yalnızlığımızda bile yalnız bırakmayacağının müjdesini veriyorsun. RABBİMİZ bize koşarak gelirse yalnızlık namına kalır mı gam, kalır mı keder. Artık ne korku, ne hüzün. Artık yalnızlıkta arkadaş, yalnızlıkta yoldaş.
Yalnız geldiğimizi hatırdan çıkarmamalıyız ve yalnız gideceğimizi. Öyleyse yalnızlığa hazırlanmalıyız en çok. Kimsenin kimseye fayda vermeyeceği o büyük gün gelmeden uyanmalıyız derin uykulardan. Dua dua yalvarmalıyız RABBİMİZE. Affetmesi için, yalnızlığın yokuşunda bizi yalnız bırakmaması için.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Pazar, Mart 16, 2008 · Kategori: sohbet
Cenabı Hz.Allah kazananın,pişirenin,yiyenlerin vucutlarına sağlık sihhat versin. Kalplerine Allah aşkı, Peygamber aşkı, mürşid aşkı, ilim, ibadet, amel aşkı versin. Cenabı hz. Allah helalinden kolayından görünmezinden hesapsız gararsız tamamlasın.
rızaenlil fatiha...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Cuma, Mart 14, 2008 ·
"Baharı bekleyen yaralı bülbül,
Gül üstüne rahmet yağar; sabreyle!"
Sabreyle
Sabreyle
Sabreyle
...
Yorum (3) Yorum yaz!
Cuma, Mart 14, 2008 · Kategori: sohbet
Abdurrahim Reyhan Hz (K.S) Buyurduğu Kelamlar
v Kulluğu bilmek, kusurlarımızı bilmektir.
v Kulluk,noksanlıktır, acziyettir .
v Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.
v Allah için birbirinizi sevin,Allah için konuşun.
v Aşk insanı mahviyete düşürür-varlığından geçirir.
v Varlığından kurtulan ölmeden evvel ölüme erer.
v İnsanların varlığını aşk götürür.
v Aşkın sonu mahviyettir,mahviyetin sonu acziyettir.
v Allah’a perde olan insanın cismidir. İnsanlarda batın azalar vardır.
v Felekler dünyadan büyüktür.
v Meşayihi bilmek lazım Meşayihi bilemezse eşyanın hakikatini anlayamaz.
v Bu dünya aleminde insanlar alçalır, yükselir. Ahirette alçalma - yükselme olmaz.
v İnsanlardaki ruh zat nurundandır.
v Meleklerde sıfat nuru vardır.
v Kabız halinde güzel şeyler düşünün-konuşun bu halden kurtulasınız.
v Hz. Adem bir dane için 200 yıl ağladı.Çünkü o cennet hayatını gördü, yaşadı.
v Ayrılıktan büyük azap yoktur.”Firakı yar ile ahu enin ol”.
v Derviş olmak için aşka düşmek lazım.O da Meşayihtedir o verir, o alır, o satar.
v Mürid maksadının kapısını bulup isteyecektir. İnsanlar için (mürid) maksat kapısı meşayihtir.
v Nefsi mutmainneye ulaşmayan Fenafişeyh olamaz,Ruhu revani makamına ulaşamaz.
v Tarikattaki makam ve mertebelerin sonu yoktur.
v Arif ayık demektir. 24 saat Allah’ı “ meşayihi ” unutmayandır.
v Teveccühte Esma, Sıfat, Zat nurları tecelli eder.
v Müntehide Kalp alemi açıktır.Kesir zikir bunlardadır.
v Ruyetullah “ Cemalullah ” haktır.
v Muhabbet, ihlas, adap, teslim, tamam olmazsa hakikate geçilmez. Hakikate geçmiyende noksan sıfat olur. Hakikate geçende sertlikler olmaz.
v Ahseni takvim de hakikate geçende olur.
v Dervişlik Hak için herşeyden geçmektir.
v Dervişlik bir dost bir posttur. Dost Allah, Post cesettir.
v Niğmeti sahibinden “ Rabıtadan ” bilmek Lazım.
v Perde sayımızdır, ondanda geçmek lazım.
v Ben getirdim,ben götürdüm, ben yaptım deme sahibine teslim et.
v Kalp alemi açılınca müntehi olur.
v Dervişliğin sıfatı elenmiş toprak su katılmış,ona basan ayak incinmez toz kalkmaz. O kişi için seven döğen birdir.
v Matlup azamette, matlup say ile olmaz.
v Bizde irşat sohbetle olur , sohbette olur. Başka türlü olmaz. İrşattan mana müntehiye geçmektir.
v Emir adabın üzerindedir.
v Allah uzakta değil içindedir.
v Cismi güzellerde ayıp olur, ruhu güzellerde ayıp olmaz.
v Günahların ki kadar kurtuluş yoktur. Günahını bilir Allahın azametine sığınırsa kurtulur.
Fenadan el çek bırak masivayı
Bir kol döndüremez iki dolabı.
v Zenginliği istemiyek, fakirliktende korkak.
v Allah yanılmış aldanmışlardan etmesin.
v Allah sonumuzu hayır getirsin.
v Her müslümana İŞİNİ-AŞINI-EŞİNİ bilmesi farzdır.
v Vakar insanlara yük olmamaktır. Çağrılmadık yere gidilmez.
v Zamanımızda geçim yapmak için “ İDARE-MUDARA-DUBARA“ şarttır.
v Dert; bizim noksanımız , ayrılığımız , gafletimizdir.
v Mabudu bilmek, ona itaat etmektir.
v İnsanları ve hayvanları incitmiyek.
v İnsan kendisine yapılan hürmeti Rabıtadan bilirse yükselir.
v İnsanlardaki şeref: İnsanları sevmek, saymak, mert olmaktır. Hayvanlar sevemez, birbirlerini iterler kakarlar.
v Şerefli insan için; yüksek otur alçak konuş, alçakta otur yüksek konuş.
v Yemende içmende Allahı unutmazsan sevilir ve sayılırsın.
v Aşikar olmak: Allah aşikardır. Hüvel evvel: hüvelahir: hüvezzahir: hüvel batın. Allah evvel de biziz ahirde biziz zahirde biziz batında biziz buyuruyor.
v Akıl: Binbir esmanın nurundan yaradılmıştır.
v Emir ve nehiy “ emirler ve yasaklar cismedir; cesededir”.
v En büyük ihsan insanın marifete ulaşmasıdır.
v Şeriatta ilim ibadet çok geçerlidir. Tarikatta sen bunlardan geçeceksin.
v İnsan sayından geçemezse alçalamaz, Alçalamazsa yükselemez.
v Kimki Allah için alçalırsa biz onu yükseltiriz.
v Kul, Allah’ın tevfiki-inayeti insanın mertliği ile cennete girer.
v Canını Allah’a ver ki bulasın. Manevi taklit Allah’ı kazandırır.
v Yokluk aşıklarda olur.
v Mürid teslimiyete ulaşmıssa o bir devlettir, nakıştır.Nakkaş onu işlemiştir.
v Sen alet olursan ilimde senin değil ibadette, kabiliyette, maharette hepsi onundur.
v Bir mürşide inanmış, bağlanmış kişiye Rabıta sahibi denir.
v Beni sev, sevdiklerimi sev, kullarıma sevdir (benim sevdiklerimi sevdir), “ Bu emir meşayihedir başkası sevdiremez “.
v Meşayihi olmayan aşk ehli olamaz , o ebrardır Mukarrebun olamaz.
v Mukarrebun kendi sayında geçendir.
v Maddi fakirlik azaptır. Manevi fakirlik Allah’a ulaştırır.
v Allah aşkınızı muhabbetinizi artırsın.
v Hürmet edin ki nimete ulaşasınız. Hürmet tevazudan gelir. Hürmet sürurdur sefadır muhabbettir. Sana hürmet etmeyenleri nefsinden bil.
v Rabıta sahibinde gurur-kibir-haset-buğuz olmaz.
v Bir müminin kalbini kırmak yapılmış kabeyi 70 kez yıkmak kadar günahtır.
v Sen senliğinle zuhura geldinse kork. Seni sensizlik zuhura getirdiyse korkma.
v Manevi kar-zarar görülmez.
v İnsanlar uykudadır, ölünce ayıkırlar.
v Emel fakirliği emel zenginliğinden üstündür. “ fakri fahri ”.
v Emelden mana Allah’a itaat etmektir. Emeli Rabıtadan bilirsen fakirliğe düşersin.
v Bizim iyiliğimizden-bildiğimizden değil.
v Allah’ın insanlara en büyük ihsanı mürşidi olması.
v “ Kılı kırk yarmak ” Allah’tan çok korkmaktır, müntehilerde olur. Allah korkusu kılı kırk yarar.
v Kalpteki şah damarı canlandırmak lazım. Sultanı zikir; Diri kalp Allah’ı hiç unutmayandır. Kalp vücudun pompasıdır.
v Kalp Allah’ın konulacağı, gireceği yerdir.
v Kalp zikredince bütün damarlara tesir eder.
v Allah’ı hiç unutmamak için sevmek lazım.
v Meşayihe olan sevgi hakikattır.
v Nefsi mutmainne’ye geçmek için himmet lazımdır.
v Müptedi şuğullu namaz kıldığı için zevk almaz. Müntehi zevkini alır.
v Sübyan Kabe’dir, süfyan “Ebu süfyandır”.
v Tarikatı inkar küfürdür.
v Allah Dört şeyi dört şey içinde saklamıştır.
1-Günahlar içinde ; Gadabını.
2-İnsanlar içinde ; Velilerini.
3-Ameller içinde ; Rızasını.
4-Dua içinde ; Makbul olanı gizlemiştir.
v Dört büyük düşmanımızı bilmemiz lazım.
1-Dünya Muhabbeti “Lüks yaşantı”.
2-Nefsi emmaremiz.
3-Evlad , İyal , çevre , yaramaz arkadaş, şerli akraba.
4-Şeytan.
v Ruh masumdur, her şeyi kabul eder. Ruh cesedi terk ederse Allah’a gider. “Mutu Kable Ente Mutu” (Ölmeden önce ölünüz); olan ruh Allaha gider.
v Ruh ulvi makama ulaşınca aynımıdır, gayrımıdır.
v Velayet, Allah’ın varlığının kulda tecellisidir.
v Cahil günah işleyendir.
v Ümmi inanmış demektir.
v Bir veli 40 gün bir yerde kalırsa orası makamdır ; Ziyaretgahtır.
v Fetvayı avam yaşar; takvayı tarikat ehli yaşar.
v Takva havf demektir.
v Havf’ı çok olan mütteki olur.
v 124 bin peygamberin temsilcisi yeryüzünde mevcuttur. Yerleri eksik değildir.
v Senin tedbirin Allah’ın takdiridir.
v “ Her kim ki tedbir kaydındadır, bir fiil cehennemdedir. Her kim ki takdir mutealasındadır, bir fiil cennettedir ”
v Tarikati inkar Nebileri-Velileri inkardır.
v Evliyaullahın yüzünde seb’ul mesani yazılıdır, “Fatiha suresi” onu okuyanın kalbi fetholunur.
v Kalpteki göz manadır; Allah onunla görülür.
v Ruh Allah’a kavuşunca Can içinde Can olur.
v Alem bir noktada pinhan imiş, onu bilen ehli kemal imiş. O nokta Allah aşkı ile bilinir, Bilen-bilinen o zaman birleşir. O nokta da Evliyaullahın iki kaşı arasındadır. O kapı oradan açılır.
v İlim bir noktadır; O’ da Allah tır. İlim bir noktadır, Allah’ı Hakkel yakın bilmektir.
v Peygamber efendimizin Batın aklını Varisi enbiyada bilemez.
v Kul Allah’ın sıfat nuruna erişirse Allah onda tecelli erer.
v AŞK’I MUHABBET HANESİ:Bir Evliyaullahın bütün müridlerindeki aşkın geldiği yer on-dan doğar.
v Gönüldeki muhabbeti büyütelimki Allah’tan gayrılar dışarıda kalsın.
v İnsanların nimeti-nimetimiz nedir? Ruhumuzun isteğidir, O Allah'tan geldi Allah’a gitmek ister, esas istek ve nimette budur.
v “ Vebil Kadiri Hayrı ve Şerri ” fermanı tecelli ederse sende güzel olursun.
v DILERSEN DİLBERİ DİLBER
KILARSAN DİLBERİ DİLBER
SANA DA KEŞF OLUR DİLBER
MÜHİM ESRARI DERVİŞAN.
v Manevi derdimizi bilsek, bizde hiç dert kalmaz.
v Noksanımızı bildikse dert budur, İkmaline çalışırsak dermanda budur.
v Ayrılığımızı-gafletimizi dert edinmek lazım o zaman derde düşersin derde düşünce de dermanını ararsın.
v DERMAN ARARDIM DERDİME
DERDİM BANA DERMAN İMİŞ
BÜRHAN ARARDIM ASLIMA
ASLIM BANA BÜRHAN İMİŞ.
v Cesedin kıymeti akıl iledir.
v Zemzem:Aç olanı doyurur, susuz olanın susuzluğunu giderir, hasta olanı iyi eder. İnanca bağlıdır.
v Bir Müslüman 40 gün illet, gıllet, zilleti olmazsa korksun.
v Çile olmassa terakki olmaz.
v Riyasız amel işleyen salih’ tir .
v Nakşi cemal tecelli edince cezbe biter.
v Vecd ile olanların “şeriata mugayyir hareketleri” hesabını cenabı hak bizzat kendisi soracak, onları af edecek.
v En büyük salih amel tarikate girip veli olmaktır.
v Kitapsız, sünnetsiz, şeriatsız yar’ı bulamayız.
v Gönül ne ile mesut olur; Allah zikriyle mesut olur.
v En büyük bela aşk’ tır.
v Muhabbet gelince Tüccar olur
Muhabbet gidince Talancı olur
Muhabbet gelince doğru olur
Muhabbet gidince yalancı olur
v Kur’anın zahir, batın , badne manaları vardır.
Zahir manasını alimler bilir
Batın manasını Meşayihler bilir
Badne manasını Peygamberler bilir.
v Alimlerde bir esrar var avam bilmez,
Meşayihlerde bir esrar var Alimler
Bilmez, Peygamberlerde bir esrar var
Meşayihler bilmez.
v Allah’ın rahmeti de insanlara gadabıda.
v Allah’ın gadabını peygamber efendimiz giderecek.
v Her ders alana zikir tacı giydirilir.
v Tefrikaci değil Firka-yı Naciyiz.
v Nazenin:Nezih olmak için incinme-incitme.
v Tevazu, kanaat, sabır, Takva ‘muttaki’ olun.
v Bizim ne bildiğimizden ne ilmimizden, Allah’ın ihsanı.
v Dünya istekleriniz Ahiret için olsun; Çünkü Allah bu dünyada burada kalacağınız kadar ahirette ise orada kalacağınız kadar çalışın buyurur. Bu dünya hayatı 50-60 nihayet 100 yıl, Ahiret hayati ise sonsuzdur.
v Allah’ı anan gönül hoş olur. Ne için aleme geldin, Ne için nefse kul oldun, Ne kesbettin sivasından (Salih baba’ dan).
v Dünyaya ne için geldiğimizi Allah bize bildirsin daha iyi bilelim.
v Rabbimizi bilmek tanımak için geldik, itaat eden tanır.
v Rabbısını bilen güzel olur.
v Marifet insanların son makamıdır.
v Kul Allahtan ayrıda değil gayrı da değildir.
v Esma nuru insanların kalbinden zuhur eder.
v Terki can etmeden Allah bulunmaz.
v Bildiklerini unut Allah’ı bil yeter-Seni bilenlere kendini unuttur Allah bilsin yeter.
v Aşk’a düçar olmadan insan varlığından geçemez.
v İnsanlar dünyaya anasırını değiştirmeye geldi.
v Şeriatla ceset-Tarikatla ruh kurtulur.
v Allah’ın sıfat nuruna erende Vahdet’i Vücut tecelli eder.
v Aşk’ a düçar olan canını verir.
v İyi –kötü ayırımı cüzü akıldadır.
v Kabeye secde küfürdür. Secde Allah’a dır.
v Elif Allah’a işarettir. H harfi zatına işarettir.
v Ha ile girer Ha ile çıkar.
v Ehli huzur olmak için terki dünya, terki ahret, terki terk, terki can’dır.
v İnsan varlığından geçmezse eşyanın varlığından da geçemez, eşyanın varlığından geçmeden de perde kalkmaz.
v Noksanlık gafletten doğar. Nefsi Mutmainne de gaflet olmaz.
v Nefsi mutmainne velayetin birinci basamağıdır.
v Raziye, Marziyede ruhu sultan makamıdır.
v Azrail diri olanın canını alır. Ölünün neyini alsın.
v CANIMI CANANA VERDİM
ARADAN ÇIKTI HEP MASİVA
AÇIP LA PERDESİN ,
GÖRDÜM KAMUSU İLLA.
v Anasır-ı ziddiyet çilesiz değişmez.
v Aşıklar Hakkı perdesiz görür gören, görünen bir olur. Kendini arar o zaman kendini bulamaz. Tarikat seni senden alır seni sana sensiz verir.
v Kulum iste vereyim.(Talebena Vecedena).
Söz ile her kalbe doğmaz ledünni,
Bütün azaların dil dil olmayınca,
Nefsi emmarenin bilinmez fendi,
Gönül şehri bahr-i nil olmayınca,
v Her marazın derdine göre verirler şerbeti.
v Halde ikidir: Kabız hali, Basit hali.
v Gam gelmez dememişler, gam eğlenmez demişler.
İlim olmazsa cihanda,
İnsanlar azar kalır yabanda.
v Anasırı ziddiyet dört eczadan halk edilen ceset Toprak, Su, Hava, Ateştir.
Meşayiha gerektir tabi erler,
Sulüke giriben tevbe ederler.
v Her halinizle biz, Azimüşan’a sığının.
v İnsanlar Allah’ı zikrede zikre de kalblerin de Esma Nuru, Sıfat Nuru, sonra Zatının Nuru tecelli eder.
v Sahir tarikatların nihayetini biz bidayete getirdik.(Şahı Nakşıbendi)
v Kamile her eşya olmuştur evrat.(Zikir)
v Rabıtayı Nakş’ı hayal bizim için mecazdır. Ama Nakş’ı cemale gelince mecazımız hakikat oluyor.
v Tarikattaki hizmetlerimizi göreceğiz’ ki himmet alabilelim. Baba himmet oğul hizmet.
v İnsanların hepsini eritseler, birleştirseler bir Velinin velayeti kadar olamaz.
v Biz Velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik.
v O Velimizin gören gözü bizim gözümüz işiten kulağı bizim kulağımız, uzanan eli bizim elimiz, yürüyen ayağı bizim ayağımız, düşünen aklı bizim aklımızdır.
Yek nazar eylese Arif-i Billah,
Aslı kemhareyi mücevher eyler. (Mevlana)
v Şeriat cisimle, Tarikatta ruh ile.
v Habibim seni seven beni sever. Seni sevmeyen beni sevemez.
v Elinde var iken fırsat,
Geçirme ede gör gayret,
Tuta gör bir yed-i kudret,
Olunsun menzilin bala.
v Hakikatte insanların Beytullah’ ı Allah’ı daima zikreden kalbidir.
v Arşa, Kürse hiçbir yere sığmam Veli kulumun kalbine sığarım.
v Senin gördükleri ayıbı Veliler setreder cümle.
v Bizim dergahımız günahkarların dergahı. Günahı olanlar gelsin bize, günahı olmayanları biz istemiyoruz.
v Sev beni seveyim seni,
Unutma beni, unatmam seni.
v Letaif makamları(Kutsal makamlar): Kalb, Ruh, Sır, Hafi, Ahfa ve Kalb gözü olmak üzere altı makamdır. İnsanlar itaat ede ede nefsi oralardan el çekiyor,Ruh hakim oluyor. Nefis oluyor ruhun hizmetçisi.
v Her ne kadar cesedimizde bir ayrılık varsa da ruhumuz ayrı değil. Rabıtamız ve Ruhumuz birbirinden haberdardır. Cesedin haberi olmaz;Hazmederse gösterirler.
v Ameli güzel işle işlememiş gibi bil.
v Zahir ilmi var, Batın ilmi var. Batın ilmi ise insanların kalbinde yazılı.
v Allah’a itaatını yapan insanlarda keramet vardır. Meşayih için tasarruf önemli.
v Muradın teşrif miraçtan vücud-u alemin gezdin,
Zeminü asumanın Nuru sensin ya Resulallah.
v İnsan Kamil olunca Ruhu külli iradeye geçer.
v Fenafişşeyh mecazdan hakikate geçer. Noksan sıfattan kemal sıfata geçer.Ruh o zaman Kamillerin seyranı oluyor.
v Soyundu varlık postunu,
Buldu hakkikat dostunu.
v Masivanın illetinden pak edip bu gönlümü,
Kıl Tarik-i Nakş-i Bendi hadimi Allah için.
v İnsanın kalbinde aşk tecelli ederse, bu dünyayı da çıkarır, Ahireti de çıkarır.
v Gıyamassan başa cana ırak dur girme meydana,
Bu meydanda nice başlar kesilir bir soran olmaz.
v Canından geçmeyen cananı bulamaz.
v Meşayih sevgisi Allah sevgisidir. Allah sevgisi de Meşayih vasıtasıyla geliyor insana.
v Allah Tarikatımızı anlamak, yaşamak nasip etsin.
v İllet, Gillet, Zillet. Bunlar Allah tan gelir.
v Allah bizi Müslüman halk etmiş.
Allah bizi sevgilisine ümmet etmiş.
Allah bizi varislerine tanıtmış.
Bundan ziyade nimet olur mu ?
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Çarşamba, Mart 5, 2008 · Kategori: sohbet
Bizim tarikimizde rüya ile amel etmezler. ( Rüya ile amel eden diger tarikleri de hicvetmezler.) Bazi müridler hal görür, baska baska lütuflar olur. Bunlarin hepsi bir iltifattir.
Denize nispetle bir damladir, mürsidi kamilin bir ihsanidir. Ufacik bir damla yahut bir parça su görmekle denize ulasmis degildir. Bizim tarikatimizda müridi halinden haberdar etmezler. Yalniz, rüyada bir iltifat var ki, müridin rüyasi halinden haber verir amma, bizde rüya ile amel etmezler.
Senin mürsidin her halinden haberdardir. Her halin onun reyi iledir, efendim. Onun için, içinde disinda olan her fiilin ona ayandir. Hazreti Pir buyurmustur ki:
-Topraklar olsun o mürsidin basina ki, müridin her bir kilindan haberdar degildir.
Nefsimin basindan geçmistir. Bir rüya gördük de onu valide efendimize anlattik. Hazreti Pir valide efendimize buyurmus ki:
- Müridin hayati memati mürsidin elindedir, reyiyledir, müridin hali, rüyasi da mürsidin reyiyledir, benim sultanim.
- Müridin hayati- memati müsiddir.
- Mürid mürside emanettir.
- Rüya görene aittir.
- Bizim tarikimizde rüya ile amel etmezler.
- Bazi rüyalar haldir, tabire lüzum yoktur.
- Hakikat rüyasini tabir edecek yeryüzünde iki- üç kisi vardir.
Seriatin nehyi (yasagi) günah-i kebair ( büyük günah) amma, hayalete gelince onun temsili var. Seriatta ar olmaz, bir insan rüyasinda anasiyla rüyalansa, ne dersin kafir olur mu? Iste hayalet böyledir.
Anasiyla rüyalaninca, ruhu, tecelliyi maneviyi görmüs olur. Alemi manada ruhu, Hazreti Risaletpenah Efendimizin tamamiyle nübüvvet cemalini görmüs olur. Insanlar mahremiyle, namahremiyle rüyalansa, sifati hayvaniyesinden beraat eder, nefsine arif olur.
Tefekkürde bir ihsan var ki, tefekkürün sevabini melekler yazamazlar. Allah kendi kudretiyle tefekkürün ücretini verir.
Allah’in feyzi tefekkürdedir.
“ Biz bir gizli hazineyiz” fermani var ya, iste gizli hazine, buyrulani satin alan Allah’in feyzidir. Allah’in feyzi birikir birikir de bir feyiz hazinesine malik olursun. Allah’in bahasi Allah’in feyzidir. Allah feyzini sende cem edince, zatini da cem eder.
Allah’in zatini verip, Allah’in zatini satin alirsin. Insanlar tecelliyi zatiyi Allah’in zati ile görür, beseriyeti ile olmaz, benim sultanim.
Bir yerde Resulullah Efendimizin resmi olsa orasi olur Ravza-i Mutahhara. Bir mürsidi kamilin resmi olan yer de olur dergah-i serif, beyim. Çünkü bir mürsidi kamilin resminde sifati zatiyeden bir iltifat vardir.
Bir evde Beytullah’in resmi olursa, seriat o resme ne der? Allah’in evidir, ne diyecek? Mürsidi kamile bak, ne buyururlar:
“Beytullah Halil’in binasidir, mürsid ise Celil’in, yani Allah’in binasidir.”
Celil’in binasi mi büyüktür, Halil’in binasi mi? Öyleyse mürsidi kamilin fotografi o Beytullah’tan büyüktür.
Nasil ki, Beytullah’in fotografindan evin nur dolarsa, mürsidi kamilin fotografindan da bu sefer evin feyiz ve ru’yetullah dolar. Yalniz ne var ki, buralari derin göldür, burada her hafsala yüzemez.
Her nimetin bir külfeti, her külfetin bir nimeti vardir. Sen de, o resmin bulundugu yerde adabina oldukça uyman icap eder, sehzadem!
- Mürsidi kamilde Allah celis olmustur.
- Mürsidler ölmez.
- Mürsidin vücudu Ravza-i Mutahhara’dir.
- Mürsidi vücudu Beytullahtir.
- Müridin hacci seyhini ziyarettir.
Tarikatta bir usul var ki, bir de zimni amel var. Evet, ayagini ayaginin üstüne at, fesini eg, nasil oturursan otur, kalben basin esikte olsun, birr.. Ikincisi de, kalk orada olan cemaatin birinin elini öp, yüzüne bak, eger yasi senden büyük ise, ya Rabbi! de, bu zat seni benden evvel tanimistir, bu zata beni bagisla, de! Senden küçük ise de ki, ya Rabbi! Bunun günahi benden azdir, buna beni bagisla, de!
“Zülf-i Leyla yollarinda varsam selmana selmana”
Selman ki, sundan bundan istemektir.
Hatmenin de zimni okunmasi vardir. Mazaret hududunda, insan yalniz olur, ihvanlardan ayri kalip tek basina bir yerde yasar, bir isi için uzak bir yere gider veya çok yorgun ve bitap düser, ala meratibin..
Bunun gibi hatme yapmak ister. Gözünü yumar, “euzübesmele” çeker, yirmibes “istigfar” söyledikten sonra, seyhefendisinin de dahil oldugu bir halakaya gönülden istirak eder. Seyhefendim “rabitayi serif” buyurdu, “ Fatihayi serif” buyurdu, “selavati serif” dedi, “ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki” ve “selavati serif” buyurdu diye rabita eder gibi hayal ederek, her birinde birer an veya bir zaman duraklayarak gönlü ile bu meclise istirak eder ve sonunda da: Seyhefendim Silsileyi Serifi de okuyup asri serifi de okudu, diyerek bir Fatihayi Serif okur, tamamiyle hatme yapmis olur, hatme sevabi ve feyzi alir. Tek sarti: Hastalik gibi, tek ve yalniz kalma gibi, çok yorgunluk ve bitab düsme gibi mazeret hallerine mahsus olmasidir.
Onun için sehzadelerim; bu tarikati aliye öyle bir iltifattir ki, esrari gizlidir, bilinmez. Lakin zerre miktar hukuku da zayi olmaz. Derununda ne gibi bir tarikat muhabbeti sartsa, mürsidine nasil bir muhabbet hasil olsa, 60 sene hayirsiz ömürden hayirlidir. O gibi kalbi bir sevgi ile öyle bir lütfa mazhar olursun ki, Cenabi Allah’tan feyiz alirsin. Senin ruhuna yahut beseriyetine Allah buyurur ki:
- Kulum iste ki halkedeyim.
Hizmet, amelen de hizmettir, bedene de hizmettir, malen de hizmettir, herhangisi olsa hizmettir. Hizmet Allah içindir, Allah emek zayi etmez.
- Gönül ayakta.
- Ya Rabbi! Alim, Kadirsin, Padisahlar padisahisin.
- Kusura nazar buyurmayin.
Bir evliyaullah görmüs oldugu hizmeti Allah’in azameti, Allah’in kudretiyle görür, kendi beseriyeti ile görse, bak ne buyururlar:
“Gördüler beni kim hali perisan
Cem oldu Eflatun, Aristo, Lokman
Derdime el vurdu bir bir tabiban
Dediler derman yok buna ne çare”
Ne temsil buyurur? Bir zat Lokman Hekim Hazretlerine gelip der ki:
- Ya Lokman! Benim bu derdime bir çare, sen bilirsin, bittim, daha tahammülüm kalmadi!..
Buyurur ki:
- Oglum! Senin derdinin dermani bizde yoktur.
-Bu zat der ki:
- Eeee.. Lokman Hekim bile bizim derdimize çare yok diyorsa, ormana gideyim de bir an evvel vahsi hayvanlar beni telef etsin. Ben de bu mihnet ve mesakketten kurtulayim..
Giderken sürü den bir kara koyun ayrilir, bir kayanin kovugundan da bir kara yilan çikar. Yilan koyunun südünü emer, çikip kayanin üstüne kusar.
Adam der ki:
“Daha ormana gitmeme lüzum kalmadi. Bu zehirli sütü içip de öleyim.”
O yilanin kustugu sütü içince illeti, derdi ne ise vücudundan ayrilir, anadan dogmus gibi olur.
Bu sefer gelir :
- Ya Lokman! Senin derdinin dermani yok demistin, bak ben iyi oldum, der.
Lokman Hekim:
- Oglum ben nerden bulayidim kara koyunu, nerede bulayidim kara yilani da o koyunu rizasiyla ona sütü emdirip gene yilanin rizasi ile o sütü kusturup, senin rizan ile de sana içtireydim!..
Amma mürsidi kamilde bu iktidar, bu selahiyet mevcuttur. Mürsidi kamilde bir Allah’in lütfu var ki, masnuat (yapilanlar), mahlukat (bütün canlilar), cemadat ( cansiz yaratiklar) neden ibaret ise, mürsidi kamilde onlarin vücudunun hakikati var.
Mürsidi kamil Hak’tan alir ilaci, benim sultanim. Böyle afaktan (gözle görülen alemden), çiçekten almaz, hakikattan alir!.
Bir Sohbet-i Saadet hatirimiza gelir: Hazreti Allah buyurur ki: “ Ver beni de al beni” yine “Kulum beni zikret ki ben de seni zikredeyim” , bir de buyurur ki: “Kulum benim yed-i kudretim senin yedinin (elinin) üzerindedir” . Bunu Resulullah Efendimize Allah buyurur. Kurban olayim buyuranlara!.
“Bu demi Ahmed basina tac eyledi
Bu dem ile seyri mirac eyledi
Bu dem ile yedi kez hac eyledi
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem”
Ehl-i aska sormuslar: “Dem nefestir, nefesin hakikatini bize tanit” Buyurmus ki:
“Gel beru Bab-i Aliye Sail ol”
Yani: bir tarikata dahil ol,
“Hanedan-i Mustafa’ya kail ol”
Yani,Mürside baglanip Peygamber Efendimize evlat ol.
“Bu günü yarina koyma akil ol
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem.”
Allah’in emri de böyledir. Peygamber Efendimizin emri de böyledir. Siddik-i Ekber Efendimizin emri de böyledir. Umum Pirlerimizin emri de böyledir. Çünkü niçin: Senin tuttugun el, kendi mürsidinin elini tutup ondan emir almistir. Öyle öyle Siddik-i Ekber Efendimize..
Peygamber Efendimiz buyurmustur ki:
Yar-i Gâr’im (magara arkadasim) ! Senin elinden tutan benim elimden tutmus olur, benim elimi tutan ise süphesiz Cenabi Allah’in kudret elini tutmus olur.Benim sultanim! Onun için, bir mürsidin reddi Allah’in reddi, bir mürsidin kabulü de Allah’in kabulüdür.
Gerek büyük Irsadi Efendimize, gerek Irsadi Baba Efendimiz Hazretlerine komsulari hakaret ederlerdi. Öyle iken onlar buyururlardi ki: “Komsular, emin olun, madem ki bizler bir köydeniz, az çok insaniyet hududunda; ahlak sahibi olun.
Birbirinizle has geçinin, oldukça; namazinizi kilin. Eger sizin bir taneniz cehenneme giderse; Allah’a kasem ederim ki, sizin yerinize ben yanacagim”.
Evliyaullah öyledir, ona göre temkinimizi alalim, benim sultanim!
Kirklarin piri, dünyayi bu odanin içindeki heyet kadar görür. Irsada memur olanlar bir elinin içi kadar görür. Kutbu’l-aktab olanlar ise tirnaginin üstünde görür. Onlarin hakikat vücudu yaninda dünya öyle küçük kalir.
Bir mesayihin zahirde hiç ilmi olmasa, o bir Allah’in keremidir. Allah ona ilhami hakikat vermistir. Bu ilhami hakikat ile Kur-an’i Mübin’in zahir manasina malik olur, konustugu kelam cemiyete agirlik vermez. Batin manasina malik olmakla da Risaletpenah Efendimiz Hazretlerinin nübüvvetinden bir hakikat, bir kemalat vardir ki, hazmedenlere onun sohbetini yapar. Batne manasina gelince, Allah’in kudretinden alip Allah’in kudretine teslim eder, benim sultanim!
Rasulullah Efendimiz evliyaullaha ferman buyurmustur ki: Velilerim, siz memuriyetiniz hududunda benim varisim, benim vekilimsiniz, memuriyetiniz hududunda, Allah indinde ben nasilsam sizler de öylesiniz. Ben nasil nazliysam, sizin naziniz da öyledir.
Benim recam Allah indinde nasil geri çevrilmezse, sizinki de öyledir.
Allah’tan en temenni etseniz onu halkeder..
Mürsidi kamil Allah’in lütfu ile insanlarin geçmisini, halini, gelecegini bilir, ona göre müridini idare ettirir. Geçen geçmistir, hal mürsidin elinde, reyindedir.
Mürsidi kamilin asil efendiligi ise gelecegedir. Alemi Ulya’ya, Cemalullaha kavusturmaktir. Onun için, bir ihvanin bir isi için Hazreti Pir’den recada bulunan Nuri Efendi’ye celal ile:
- Sen biliyor musun, o istedigin sey o adam hakkinda ser midir, hayir midir?
- Bilmem efendim, deyince
-Öyle ise sükut et! Senin nene lazim? buyurmustur.
Yani, senin istedigin, senin reca ettigin o talibin eline geçerse, o talibin hakikatini mahveder, buyurmustur.
Onun için mürsidin yaninda hem dilini hem kalbini muhafaza etmek lazimdir.
- Bir mürsidin bir milyar müridi olsa, hepsine de bir anda ölüm vaki olsa, hepsine de seytan musallat olsa, süphesiz hepsini de seytanin serrinden kurtaracaktir mürsid.
- Mürsidler birbirlerinin varisleridir.
-Peygamber Efendimiz bütün hak mezheplerin ameli ile amel etmistir.
- Göz müridi.. Söz müridi.. Öz müridi…
Insanlarda vekkar (vekar) sarttir. Amma, zahiri ile kalbinde vekar bulunursa, Hikmetullah, Allah’in ihsan buyurmus oldugu kudreti, azametinden, iltifatindan dur (uzak) olur. Bu sefer, Allah muhafaza etsin, hüküm geçer nefsin eline!
Lakin, zahirinde vekari olur da maneviyatinda haki (toprak gibi mütevazi) gönüllü olursa, Cenabi Allah’in lütfu keremiyle bu defa zahiri halk ile olur, batini Allah ile olur.
- Tevazu fetheder Fettah babini,
- Kim düsmedi ayaga, o çikmadi basa bade.
- Biz var sen yok, sen var biz yok.
- Göz odur dagin ardini göre, akil odur basa gelecegi bile.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Çarşamba, Mart 5, 2008 · Kategori: sohbet
- Hulusunuz hududunda sadan, irsad olasiniz..
- Kisinin çektigi kendi amelidir, ameli!.
- Talibi Allah olanlarin noksani olmaz.
- Can vermeyince canan alinmaz.
Gurban olurum evliyanin kemaline. Bazi haller var ki, akil ermez, emin ol benim sahim. Geçmis zaman, bunu nefsim gözümle görmüsemdir. Gümüshane’ye gidiyoruz..
Öyle uzun bir yilan ki, acaip bir hal ile geliyor, öyle kalin bir mübarek. Geldi, yola inmedi, az bir mesafe kalinca, böyle yariya kadar dikildi. Hazreti Pir geçene kadar öyle ayakta durdu..
Evliyaullahin hali baska. Böyle nice acaip garaip haller görmüsümdür. Kanaat buyurun, bazi köyde, davar gelir, sigir gelir, o hayvanlarin bazisi gelip Hazreti Piri söyle koklanir. Sonra; yazin üzüm zamani bütün baglar dan köpekler hiç çikmazdi.
Hazreti Pir’in bagina ise, bekleyen olsun olmasin hiçbir köpek yaklasmazdi. Hatta bizlere tembih ederdi ki, sakin bagda gördügünüz yilani öldürmeye tesebbüs etmeyin. Olur ki onlar cin taifesindendir, bir hizmeti vardir. Bunlarin hepsi Allah’in bir ihsani benim sultanim.
- Insanlar yare sahip olursa agyare maglup olmaz
- Müridin kedisi bile müriddir
- Müridin kedisi, köpegi mahlukatin mafevkidir.
Tarikatin nehyettigi (yasakladigi) bir kisim haller var. Küfür söylemek, mazluma zulmetmek, yetime gadretmek ( haksizlik yapmak ). Bunlar tarikat yoluna sed olur (engel olur). Öyle günah var ki, onu mürsid kabul etmez. Allah muhafaza etsin; kendine reva görmedigin bir hali Müslümanlara reva görmek.
Yani sunun bunun irzina ihanet etmek. Zinayi mürsidler asla kabul etmezler. Hatta seriatta bir kil kavli vardir ki, mazeret hududunda kadin ile erkek kendi aralarinda üç defa birbirlerini helalliga kabul ettiklerini ikrar ve tasdik ederler. Bunu alimler kabul ediyor. Amma sart ki, mazeret hududunda olacak. Lakin bizim tarikatimizin mürsidleri, böyle mazeret hududunda olsa da kil kavlini kabul etmezler.
-“Verir kullarina mühlet velakin eylemez ihmal”
- Insanlar; hali, fiili, ameliyle kendini ebnayi cinsinden tefrik eder.
- Mazlumun ahi, tahtindan indirir sahi
Nefis habistir (kötü, pis), seytan habistir. Habisten mana, bir rivayetle sirke tesbih bir haldir. Bir insan tedric ile tedric ile (yavas yavas) sirki kabul eder. Malum ya, bir zatin, bir hocanin birisine sormuslar:
- Efendim namaz kilmayan bir insan kafir olur mu?
Demis:
- Oglum, namazi kimler kilmazlar, tabiî ki gavurlar kilmaz. Öyle ise namaz kilmayan kendisini gavurlara tesbih etmis, onlara benzetmistir. Namaz kilmayan gavur olmaz ama onlarla beraber yanar.
Buyururlar ki, mü’minler iman sahibidir. Iman sahibi olanlara Cenabi Allah cehennemi haram kilmistir. Onlar cehenneme gitse cehennemin atesi söner. Imani olanlar böyledir beylerim.
- Ayak turabinizim
- Pabucunu öperim
- Yarabbi elimizi mürsidimizin eteginden kesme
- Mürsidi olmayanin mürsidi seytandir
- Basimiz agir, kulagimiz sagir.
Nefis, firavundan alçak bir gavurdur.
Firavun yedi göbek sayar. Lakin nefis firsatini bulunca hiçbir seyi dinlemez. Nefis yarasaya benzer. O gündüzleri saklanir, görünmez. Gece olunca, karanlikta çikar, gaflet arar. Insanlar günah isler de günahiyla iftihar ederse ona gaflet derler. Yoksa kul kusursuz olmaz.
Günah isler de “aman ya rabbi sen beni affet” derse… Ehli ask buyurur:
“Aman lafzi ismi serifinle müsavidir
Anin çün asiklarin kâri amandir ya Rasulullah.”
Günahini bilen için bu günah ona alet olur. Tevbe eder, bir daha islememeye gayreti olur, derununda ( içinde ) bir yara olur, o günah aklina geldiginde, o yara sizlamaya baslar. Bu sefer bütün vücudu o yarayi duymaya baslar. “eyvaah!” der.
Bunun içindir ki buyururlar:
“Tevbesi makbul olan sey ne gerek ki günah ola”
Böyle bir aci ile, bütün azadan yekvücut olarak bir “ Aman ya Rabbi!” sedasi zuhur ederse, iste bu günah alet olur.( Alet olsun diye de günah islenmeyecegi bilinmelidir.)
- Tarikat noksani sikinti ve mesakkatle tamam olur.
- Kisinin çektigi kendi amelidir, ameli
- Bizim tarikatimiz günahkarlar tarikatidir, günahi olmayan ( günahim yoktur diyen) bize gelmesin.
- Kim benim günahim yoktur derse bu günah ona yeter.
Insanlar nasil ki haftada en az bir kere banyo yapar; kirlenmistir, vücudu rahat etsin, temizlensin diye benim sultanim. Aynen bunun gibi; zikir, fikir de senin tamamiyle vücudunun zahir batin nezafetini, nezaketini meydana getirecek bir alettir.
Böyle olmasa Cenabi Allah: “Kullarim beni zikredin” ferman buyurmazdi. “Kullarim, siz kalbinizi zikrullahla tathir edin (temizleyin)”, “Kullarim her bir amelinizin nihayetinde, yine zikriniz, fikriniz olsun” buyrulmustur. Ibadetin ruhu hakikati, zikir- fikirle meydana gelir, benim efendim.
Çünkü rabita ile olan zikrullahta bir adalet vardir. Nasil bugulanip puslanmis bir ayna silinince kemalini kazanirsa, kalp de zikrullah ile kemaline ulasir.
Çünkü öyle olmasa, Cenabi Allah “Festagim- kema umurte” ayeti kerimesini ferman buyurmazdi. Istikamet, Cenabi Allah’in lütfu, her isinde dogruluk, zikri fikirle, rabitayla yapilan zikirle olur.
- Ibadetin ruhu zikrullah, zikrullahin hakikati da mahviyettir.
- Mecaz hakikate köpüdür.
- Icazetsiz zikir laklaka i lisandir.
- Nimetin basinda Bismillah, ahirinde de Elhamdülillah demekle sükrü eda edilir.
Evliyaullah yekvücuttur. Darda kalsalar hepsi birlesir. Ama, tabii, her birinin mesneti (makami vazifesi) ne ise o mesnete göre hizmet görürler. Onun için, onlarin ismi olsun da, sohbet ne olursa olsun. Sart, onlarin ismi olsun, benim sultanim.
Allah’in keremine sükür, sen tarikatin usülünü biliyorsan, ihvanlarin gençlerine sor, sual et. Nasil tesbih çekiyorsun? Ne okuyorsun? Icabeder bu da bir hizmettir. Çünkü tarikimizin noksani olmasin benim efendim. Hazreti Ali Efendimiz öyle buyurur:
Bir müslümana bir harf ögretmek, din hududunda Beytullah i tazeden yapmis kadar bir ecri vardir. Biz birbirimizin varisiyiz.
Tarikatin kadrini bilenler söyle derler: Derler ki, seyhimin eteginden elimi kesme. Bundan büyük dua yoktur. Çünkü eger o duan kabul olursa, senin bütün Allah’tan istedigin o duada mevcuttur. Seyhin senden razi olursa, emin ol ki, senin daha noksanin olmaz.
- Methi nakis nakkasa racidir.
- Veliler birbirinin varisidir.
- Mürsidler yekvücuttur.
- Mürsidi Kamil Allah kapisidir.
- Yarabbi! Elimi mürsdimin eteginden kesme.
Namazlarin en hülasalisi bizim tarikimizde teheccüd namazi ile evvabin namazidir. Teheccüd namazi kilan bir müslümanin her bir noksani ikmal olur. Gece sabaha kadar kilinan namazin umumunun ecri o dört rek’at namzda mevcut.
Evvabin nazmi da ismiyle müsemma (tevbe edenlerin namazi demektir), bütün kazalarin ( kaza namazlarinin) hepsi o namazda mevcuttur. Onun için buyururlar ki, nafile ibadet ile ugrasacagina , sana farz olan zikrullah ibadetine çalis da bir an önce kalbin Allah desin.
Kalb, vücudun padisahidir. Kalbin Allah der de müstakim olursa ki, padisah müstakim olursa ahali de müstakim olur. Daima aklina geldikçe Allah Allah de. Bir müddet buna devam et. Öyle öyle kalb uyanir. Kalb Allah Allah deyince de gerisine karisma.
Sahi Naksibend Efendimiz, “Bütün tarikatlerin nihayet kâri, kemalini tarikatimizin basinda topladik” buyurmustur. Çünkü bütün tarikatler cehri (açik) zikir yapar, netice de kalbe iner, baslar kalbden zikretmeye. Amma bizim tarikimiz, Elhemdülillah, fevkalade, Allah’in zatina layik olacak bir hal ile, noksanini tekmil ede ede, temizligini tamam eder de sahibi o kalbe nüzul eder. Daha buyurmus ki:
“Kasre nüzul eder o sultan gecelerde”
- Elif ko ba niste ( elif de ba deme, yani; emre uy)
- El emru fevkal edeb ( emir edebin üzerindedir.)
- El emri fevkalade
- Bizim tarikimiz, tariki nazenindir
- Öyle zikret ki, Allah: Lebbeyk kulum, buyursun.
- Tarikatin kâri, kemali rabitadir.
Hikmetullah, zaman öyle oldugundan, senin o sugül ile çekmis oldugun tesbihi, senin mürsidin alir velayetine. Velayetinde; kendisinin çekmis oldugu tesbihin huzuru nasil ise, o tesbihi; adediyle, tamamiyle, huzuruyle nura, feyze gark eder. Ondan sonra teslim eder Risaletpenah Efendimize. Çünkü Risaletpenah Efendimizin sefaati olmazsa hiçbir sey olmaz, benim sultanim.
Bu defa Risaletpenah Efendimiz de kendi nübüvvetiyle o zikrullahi tekmil eder. Cenab-i Allah’in yed-i kudretine (kudret eline) teslim der ki, iste Allah’i satin alacak baha, Allah’in bahasi bu sugülle çektigin zikrullahtir, efendi sahim. “Fezkuruni” fermani ile Cenab-i Allah’in : Kulum beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim hali tekamül ediyor. Böyle böyle Allah’i satin alacak hazine birikmis olur, beylerim! Allah cümlemize nasip buyursun.
Insanlarda bes letaif var. Letaif, lütfun cem’idir. Kalb, ruh, sir, hafi ve ahfa insan vücudunda bir mihrap seklinde.. Kalb gözü ki, can gözü ki açildigi zaman insanlar dünya hizmetini bu gözle görür. Bu iki kasin arasindaki can gözü hakikati görür, canani görür.. Ten gözleri de hizmet gördügü zaman can gözünden bir hakikat onlara akseder. Karsisinda bir nokanlik görse kapaklarini yumar. Bu kapaklar seriattir. Allah’in yasaklarina ait bir hizmeti asla ve kat’a o gözler daha görmezler.
Kalbde olan hayati Cenabi Allah kendi zati, kendi kudreti ile ruhtan adalet buyurmus. “Velegatkerremna” fermani, insanlarin sirrindan zuhur eder. Esrari hakikate, tecelliyi suri, tecelliyi manevi de hafiden görünür.
Tecelliyi zati ise ahfadan görünür. Bu nimetler tamamiyle iktidarina malik olunca, kalb, sahibini hanesine davet eder. Davete icabet sarttir. “ Serefil mekan bil mekin”dir. Her sey serefini insanlardan alir. Bu sefer Cenabi Allah kerem edip de o gibi bir iltifat mazhar olunca, kalb sahibine reca eder. Yarabbi! Senin vaadin var, Yarabbi! Öyleyse hanene adalet buyur..
Bu sefer Cenabi Allah kasrina nüzul eder. Allah cümlemize nasip buyursun.
Horasan’da hali dokurlar. Halbuki adini isitmisiz, boyunu cismin gördügümüz yok. Amma, Elhemdulillah, bu nimetlerin hepsi bizde mevcuttur.
Insanlarda akli cüz var, akli kül var, akli nur var. Insanlarda iradeyi cüz var, iradeyi kül var var, iradeyi nur var. Insanlarda ruhu revani var, ruhu sultani var, ruhu nurani var. Bunlarin hepsi insanlarda mevcut. Bunlarin hepsinin zahirde bir ismi var. Maneviyatta da o isme göre o vücutta bir hali mevcut. Insanlar ismini tebdil ettikçe, bu sefer hali de tebdil olur. Iradeyi cüz bizim elimizdeki aletimiz. Iradeyi cüz üç yasindaki bir çocuk gibidir. Hükmü iradeyi kül’e geçince olur otuz üç yasinda bir genç, benim sultanim. Bu kemal ne ile olur? Buyururlar :
“Kulluga bel baglarisan
Sâm ü seher aglarisan
Sular gibi çaglirsan
Tez bulunur umman sana”
Küçük su kendi hali ile akip da denize karisamaz. Bir büyük suya karistigi gibi, süphesiz denize ulasir.
Çünkü küçük suyu kum çeker, günes hararetinden kurur, bir ise çevirirler, alâ meratibin. Bunlar birer tesbihtir, kiyastir benim sultanim. “Yarabbi! Ceddimizi nura garkettigin gibi bizi de nimetine, nuruna ulastir!. Amin…”
- “Olsa tevfikin refik rahi selamet gösterir.”
Ne kadar sansliyiz ki, Müslüman olarak dünyaya gelmisiz. Müslüman ana-babanin sulbünden gelmisiz, ne kadar sükretsek azdir ki mürsidimiz var.
- Zahirdeki her seyin batinda tesbihi var, temsili var.
- Zahirde geçme beni geçerim seni, maneviyatta birbirine baglidir.
- Mürsidi Kamil Allah kokar, Allah tadi, lezzeti verir.
Edilleyi ser’iyye (kitap, sünnet, icmayi ümmet ve kiyasi fukaha) mürsidi kamilde mevcuttur.
Edilleyi ser’iyyenin hakikati: Muhabbet, ihlas, edeb, teslim ile olur. Niye? Seriati sevmeyen bir adam seriattan feyizyab olabilir mi? Seriati Allah’in kelamidir diye kabul etmeyen bir müslüman Allah’dan feyizyab olabilir mi?
Seriati adab etmeyen bir müslüman feyizyab olabilir mi? Seriata umurunu teslim etmeyen bir müslüman seriattan nasil feyizyab olur? Iste beyim, hali, fiili, ameliyle kendisini bir kavme tesbih (benzetme) böyledir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Çarşamba, Mart 5, 2008 · Kategori: sohbet
Tarikatimizin rükün veya temelleri:
1. SERIAT : Seriat, Allah’in koymus oldugu fermanidir; farzlari ifade eder. Sünnette ise; hem farz, hem vacip, hem de sünnet vardir. Tarikat ise sünnettir. Onun için tarikati olanin seriati da vardir. Farz, lisan ile açiktan teblig ister. Vacip ise, Cenabi Allah’in Habibi ile kendi arasindaki bir iltifattir.
Ilim Allah’i bilmektir. “Ilim bir noktadir” fermani, yaradilistaki noksanimizi bilmeye isarettir; hâkikatimiz da rabitamizdir. Çünkü rabitamiz seriattir. Mecaz olan seriat serre götürür. Amma mürsidi olanlarin hali güzel oldugundan, bu güzellik seni Allah’in hâkikatinda olan güzellige götürür.
Seriat, “emri bil magruf- nehyi anil münker” dir. Seriat, emre muhalif davranana had, yani dayak cezasi verir. Nefs emre muhalif olunca mürsid-i kâmil onun basindan asagiya dogru seriat kamçisi ile vurarak isyan eden nefsi cezalandirir.
Bu devirde seriati ve sünneti layikiyla tamamlayip Peygamber Efendimiz’e ve Cenab-i Allah’a makbul olmanin imkani yoktur. Tarikatin tavassutu ile bu noksan ikmal edilir. Seriat ile tarikat birlesirse, insanlar rizayi kazanip hakikatine malik olurlar.
“Seriat tortsuz yagdir tarikat mumsuz baldir
Dost için niçin bali yaga katmayalar”
Tarikati olanin seriati, seriati olanin da tarikati vardir. Her ikisi de Allah’in emridir.
Bir müride, bir müslümana üç sey sarttir.
- Murakebe
- Muvazene
- Müsahede
Murakebe seriattir, seriat ise sarttir.
Muvazene, daima elinde bulunan seriat terazisi ile fiilini tartmak, seriatin kabul ettigi isi yapip, kabul etmedigini terk etmektir.
Seriat, velayet makamidir. Onun için, mürsid-i kâmil seriattir. Edille-i seriye (kitap, sünnet, icma-i ümmet ve kiyas-i fukaha) mürsidde mevcuttur. Edille-i seriye, muhabbet, ihlas, edep ve teslim ile olur. Mürsid-i kâmilin kalbinde seriatin ve Kuran-i Mübin’in hem zahir, hem de batin manasi mevcuttur.
Bir insanin kalbinin sag kulaginda ilham isimli bir melek, sol kulaginda da vesvas isimli bir seytan oturur. Seriat ehli olanin ilham melegi o kalbe hizmet eder. Sernas olanin kalbindeki seytan o kalbe ihanete baslar.
Seriat Allah’in emri, tarikatta Allah’in emridir. Öyle bir emirdir ki, Cenabi Hazreti Allah’in lütfu seriatin nimetine tarikatsiz malik olunmaz. Amma tarikatin faziletine de seriatsiz malik olunmaz. Illaki ikisi birbirine mutabik olsun beylerim.
Bir insan tarikat ile seriati bir araya getirip takdir ederek hizmet görürse hâkikate malik olur. Hakikate malik olan ise marifetullaha dahil olur.
2.SOHBET: Bizim tarikatimizin sihhati sohbettir. Bizim tarikatimizin sihhati hatmemizdir. Bizim tarikatimizin sihhati rabitadir.
Sohbet kalpten zuhur eder. Kalbin sahibi ise neticede Allah’tir. Öyleyse sohbeti Mürsid-i Kâmil buyurur, Rasulullah Efendimiz buyurur. Neticede bizzat Allah buyurur. Kalb Allah’in harika sarayidir. Kalbden zuhur eden sohbeti Cenabi Allah’in zati yapar.
Ilm-i ezelide ruh sohbeti isitip demirin miknatisi çektigi gibi celbetmistir. Peygamber Efendimiz saadetli zamaninda sahabe efendilerimize sohbet etmislerdir. Mürsid-i Kâmil’in ruhu Risaletpenah Efendimiz’in sohbetini celbeder.
Risaletpenah Efendimiz’in ruhu ise esma ve sifat yaratilmadan Cenabi Hakk’in zatindan bizzat sohbeti celbetmistir. Onun için sohbet Allah’in kudret lisanindan zuhur eden kelamdir. Onun için sohbet irsad ve sihhattir.
Tarikat sahipleri, zahir ve batin Onlarda mevcut oldugundan, söylemis oldugu kelami daima ruha söylerler. Ruh o sözden fevkalade lezzet ve kuvvet alarak tedricen (yavas yavas) hakikatine malik olur.
Sohbet, Cenab-i Allah’in Habibine teberrükü, Habibinden de ümmetine teberrüktür. Onun için sohbet hem farz, hem vacip, hem de sünneti müekkededir. Sohbet, söyleyenin reyi ile olmaz. Çünkü “söyledendir söyleden” sirri ile sohbeti sahibinden alan, söylenmesi icap edeni tamamiyle söyler.
“Bu demi Ahmed basa tac eyledi
Bu dem ile seyr-i mirac eyledi”
Sohbet, satirdan degil, sadirdan hâsil olur. Sadr ise, ruh kemaline malik olunca hâsil olur. Sadrin sahibi ise sohbetin sahibi olan Rasulullah Efendimiz ve Allah’in zatidir.
Zahir, caiz-maizdir diye agiz ile konusurlar. Agzindan çikani da kulaklari isitmez. Evliyaullah’in sohbeti ise candan gelir. Can ise Canandandir. Canandan gelen sohbet ise hâkikate malik eder. Mürsid-i Kâmilin sohbetini o mürsidin sahibi söyler. Zahirde onun lisanindan zuhur eder ama “Söyledendir söyleden”.
Ruh, o sedaya âsiktir. Ilmi ezelide o sedayi Risaletpenah Efendimizden Allah’in kudret lisani ile Habibine adalet buyrulan iltifattan isitmistir. O sedayi duydugu gibi onu hemen celbeder. Ve zamani gelince de sohbetini yapar. Bakarsin ki, hiç igrapta mahalli olmayan birisi bu sohbeti isitmis de yâre sadik ise, oradaki Müslümanlarin serefi, o sohbeti hatira getiriverir. Söyleyenin ne kâri var benim sultanim. Pir-i Sami Hazretleri:
- Bizim Salih de söyler, söyle Salih, buyurmustur.
Bizim tarikimiz tarik-i seriat, tarik-i sohbettir.
“ Bizi söyleyin de su i halimizi söyleyin” buyurmuslardir. Madem ki mürsidden bahsediyorsun, istersen kötü halini söyle (hasa).
Sohbet alettir, yani ruha hayat aletidir. Ruh, sohbetin hem zahirine, hem batinina, hem de batnesine asina olarak dinler ve hakikatine malik olur. Bir insan kirk gün bir âlim ile konussa âlim olur, zalim ile konussa zalim olur. Madema ki, ruh daima nefse tebligde bulunursa, nefs kirk günün içinde tamamiyle ruha yâr olur. Nefsin bir manasi da hayattir. Nefs hakikati kabul ettigi gibi olur hayat, hem de nefis, yani güzel olur sultanim.
Sohbette bir iltifat olmasa tarik-i seriat, tarik-i sohbet buyurmazlar. Hatta Risaletpenah Efendimiz buyurur ki: “Ümmet-i ashabim, sizler yarim saat Müslüman olun. Derler ki: “Ya Rasulullah, anamiz babamiz size feda olsun, biz Müslüman degil miyiz? Bize islamin ne oldugunu emir buyur.” Buyururlar ki: “Yarim saat birbirinize sohbet edin.” Bunlar bize Allah’in lütfu, hem saadet, hem nimet, hem de sihhattir gardaslarim.
“Gam odur ki, gele dünya, gide din
Gam o degil, gide dünya, gele din.”
Allah’in fazlina sükürler olsun, emin olun, siz unutun unutmayin bu sohbetlerin umumunu ruh celbediyor. Zamani gelince o sohbetleri sahibi sana da söylettirecek. Ama ne ile? Bir hüsn-ü zan ile. Biz ne ile söylüyoruz? Kendi kemalimiz, ilmimiz ile degil, sizin kemaliniz, sizin serefiniz..
Bu kadar cemaat burada niye toplandi? Veliler serefini kaybetmezler. Öyleyse ne kadar da olmasa ruhum hâkikattir. Öyleyse hâkikatim size, mürsid-i kâmilin serefi ne ise size söylüyor. Iste mürsid-i kâmilin serefi sohbettir.
Sohbet müridin noksanini ikmal eder, her nezafetini tekmil eder ve sahibine kavusturur. Muhabbet meclisi, sürur bayrami sohbettedir; sohbet muhabbettir. Rabita müridi bozulur da, sohbet müridi bozulmaz. Mürsid-i kâmil seriat sohbetini herkese, umuma yapar. Amma tarikat sohbetini iki, üç, nihayet dört müride yapar. Cüz akil, tarikat sohbetini kavrayamaz. Mürsid-i kâmilin sohbeti Kur’an-i mübin’in asil tefsiridir. Hâkikat tefsiri budur.
Bir nefes merdan-i Hüda dinlemek, bilmem ne kadar nafile ibadetten hayirlidir. Merdan-i Hüda sohbeti insanlarin düsmanini öldürüp onlarin hâkikatini meydana getirir.
3. HATME ( I HACEGAN) : Bizim tarikatimizin dört rüknü vardir:
Bizim tarkimiz tarik-i seriattir.
Bizim tarikimiz tarik-i sohbettir.
Bizim tarikimiz tarik-i hatme’dir.
Bizim tarikimiz tarik-i rabitadir
Bizim tarikatimizin sihhati hatme’dir. Bizim tarikatimizin nimeti hatme ile tamamlanir. Hatme, sohbet ve rabitanin da aletidir. Büyük hatmemizde 360, küçük hatmemizde ise 333 hatim sevabi vardir.
Bizim tarikatimizin zikir meclisi hatmedir. Hatmede zikir, fikir, rabita, sohbet ve türlü nimet mevcuttur.
4. RABITA : Rabita Rab’tandir. Terbiye edicidir. Cenabi Allah’tan adalet buyrulan Rahim ve Rahmani ile, bunun selahiyeti ile, rabita ruhun hakikatini meydana getirir. Onlarda öyle bir ihsan, adalet var ki, onlar seni her bir habasetten (pislikten) beraat ettirir.
Her bir noksanini ikmal eder. Her bir nezafetini tekmil ederek sahibine kavusturur. Allah’in ihsani hududunda seni ihya,
insad edip sevindirecek iltifata mazhar ederek cemale kavusturur.
Kurtulus, iste mürsidin, rabitandir. Suglün (gönlü ve kalbi mesgul eden düsünce ve gailelerin) olur, huzursuz olursun, ne olursan ol seyhinin muhabbetini unutma ki seyhin de seni unutmasin.
“Unutma beni unutmam seni
Unutursan beni unuturum seni”
Bir mürid seyhini unutursa nefs ve seytan onu bastan çikarmaya baslar. Neticede öyle bir hale getirir ki, Allah muhafaza etsin.
Gaflet, rabitani unutmak; sadakat ise rabitani unutmamaktir.
Mürsidi kâmilin hatirlandigi yerde zerre miktari, zahir ve batininda, muhalif olmaz. Çünkü onlara Allah, zahir ve bâtinini bildirmistir. Hatta su ayeti kerimenin manasina onlar asinadirlar:
“Vel evveli vel ahiru vezzahiru vel bâtin.”
Mürsidi kâmilin vücudu Rasulullah Efendimiz’in kabri serifidir. Hem de bu vücut beytullahtir. Onun için mürsidi kâmilin elinden tutan bir müslümanin günahi, kul hakki dahil affolur.
“Ilmi ledünni bir verak, pirimde ol san gizlidir.”
“Rabita, rabita, aman rabita, heman et rabita..
Müptedi âleminde (ilk zamanlarda) müridin hayati memati ( ölümü) rabitadir.
Müptedi zamaninda ilmin noktasi mürsittir. Senin rabitan seriattir. Rabitanin serefini muhafaza et. Seriatin nurunu muhafaza et. Aklina geldikçe rabitana muhabbetini unutma.
“Emri bil maruf”u unutma. Seriat terazisi elinde olsun, daima fiilini tart. Hem de ne söyleseler inan, amenna, Allah her seye kadirdir, de..
Ilmin noktasi rabitadir. Senin müskülün rabitanda hallolur. Rabitaya malik olunca, mürsidi kâmil Allah kapisidir. Allah kapisi açilinca sen geçersin kâmilin kalbine.. Bu sefer sultan olursun. Sultandan mana ise mürsidi kâmil hakikattir; Allah’in afaktaki tecelliyi suri ve enfüsteki tecelliyi manevisini görürsün.
Allah’in rizasini kazanirsin. Bu sefer, bu vasita ile Hâlik’inin hâkikatina dahil olursun. Yani Allah’in sifat-i hâkikatina malik oldugun gibi, Allah’in hâkikati, beseriyetini kendi azametine alir. Bu defa, adeta senin hizmetini Allah isler.
Bundan sonra Allah’in zatinda mahvolursun. Pervanenin ruhunu atese bahsettigi gibi, Allah’in zatindan alir, Allah’in zatina teslim edersin.
“Ve enibu ilallah”
fermaninda, sizler biz azimüssanin hakikatina malik olmak için, Habibime biat edin. Habibimin emri olan, varisi olan velilerime de biat edin buyurulmustur.
Vakti saadette Habibine biat eden sahabe efendilerimiz, vakti saadetten sonra da Siddik-i Ekber Efendimize hilafeti verip biat ettiler.. Böyle böyle, Sah-i Naksibend Efendimize, Imam-i Rabbani Efendimize hilafet lütfedildi.
Onlar Barigahi Muhammediye makamina dahil olunca, ilmi ezelide, esma sifat halk olmadan evvel, o makam ne gibi bir makam ise, iste o makama dahil oldular. O makamdan beseriyetlerinin kabi ne kadar nuru hakikat almissa, tamamiyle kablarini doldurdular ki, artik onun serhini dil söylemekten acizdir. Onun için :
“Tarikat halini sorma muhaddisten müderristen.”
Daha henüz Cenab-i Allah esma-sifati halk etmezden evvel, Habibiyle beraber, noksan sifattan beri olarak Habibini ihya (diriltip), insad (sevindirdigi) ettigi makam.
O makama Sah-i Naksibend Efendimizden baska dört evliyaullah daha dahil olmus ise de hiçbiri kabul olmamis. Noksanlik yapmislar. Lakin Sah-i Naksibend Efendimiz fevkalade kabul olmus.
Iste bizim tarikatimizin dersini o makamda Hazreti Fahri Alem Efendimiz Hazretleri Sah-i Naksibend Efendimize emir buyurmustur. Malum.. Onun için bizim tarikimiz tarik-i nazenindir. Yani nazenin ki, misli yoktur. Bizim tarikimize tesbih hiçbir tarik yoktur. Amma Naksi tarikatlari çok çesitli. Asikare çekenler, kalben çekenler benim sultanim.
Kalben çekenleri de yüz, iki yüz, bes yüz ve neticede bin tesbih benim sultanim. Baska tarikin, baska kolun usülü ayri. Bizim kolumuzda baska esma çektirmezler. Kalben Allah Allah.. Allah lafzinda ise bütün esma mevcuttur.
Bizim tarikimizin (kolumuzun) usulü hiçbir tarikde yoktur. Bizde nafile ibadet yoktur. (on iki yillik ibadete bedel olan) evvabin namazi ile (yatsidan sabaha kadarki bütün ibadete bedel olan) teheccüd namazindan baska..
yatip kalkmadan da, yatsidan sonra kilacaksan, (böyle kilinca da) tamamiyle kilmis olursun.
Hiçbir tarikte bizim tarikimizin usulü yoktur. Hiçbir tarikin guslü yoktur. Eger bir müridin mukadderati, tarikata hakikaten bagli ise onun guslünden sonra, o vücutta zamaniyle islemis oldugu masiyetten (günahlardan) hasil olan zulmeti o su ile birlikte akip gider.
Allah o vücudu temiz, tahir eder. Göbekten yukarisini da Allah boyasi ile o vücudu boyarlar (sibgatullah). Artik o vücut boyandiktan sonra ona hariçten hiçbir seyin tesiri olmaz. Dahili de öyle bir hale gelir ki, hariçten iktidar alamaz. Hariçten iktidar alamayan bir vücudun dahilinden hasil olan melanetinin de bir kiymeti yoktur.
Iste bizim tarikimizin usülü böyledir. El tuttugun andan itibaren de geçmis günahlarin, kul hakki dahil, affolmustur. Seni göreyim bir daha günah isleme benim sultanim. Günah isleyen bir müridi atarlar sahrayi melamete; sahrayi melamet süfliyettir, çok mesakkattir. Artik orda çok cefa, zahmet çeker. Eger tevbe edersen ne ala, tevbe etmezsen azabini görürsün.
Tarikatin azabi da dünyada olur benim efendi sahim. Namazda sehvine secde ederler, hem namazin tamamlanmasi, hem de ceza olarak. Cezani çekmezsen mesul olursun. Sehiv secdesi ile hem cezadan kurtulur, hem de namazin noksanini tamamlarsin.
Sahrayi melamet de böyledir. Cenabi Allah: “ La yuhibbullahil battalin” buyurmustur. Yani battal (tembel) olanlara bizim muhabbetimiz olmaz diye emretmistir.
“Eger talib isen yare
Sakin aldanma agyare”
Sayet bir mürid, tarikatta noksanlik yapmazsa harçligini cebine korlar, gidasini melekler önüne getirir, vücudunda da bir ariza olmaz. Göreyim seni noksanlik yapma. Sayet noksanin olursa, yahut fevkalade bir himmet ile derecen artacaksa, bu sefer mesakkat, mihnet olur. “Yapma noksan, çekme mihnet” benim sultanim.
Insan insanin rahmani, insan insanin seytanidir. Yaramazlar serrinden Allah cümlemizi muhafaza buyursun.
“Ey birader gir sadakat mülküne
Yakisir sidk u sadakat mü’mine
Bahusus dervis olan sadik gerek
Ta ki olsun ehli sidkla müsterek.”
Bizim tarikimizin usulü, rabitandir, rabitandir, rabitan gardas beylerim. Buyururlar ki “elif ko ba niste”. Yani elif oku da ba yi okuma. Yani sana ne emredilmisse ona devam et, hizmetini emir hududunda gör. Emrolundu ki, evvabin, teheccüd kil, onu kil. Israk kilma emrolundu, onu kilma.
Daha gerisi bu ki, Allah Allah demeye devam et ki bir an evvel kalbin Allah desin.
Gönlünde olan halin tarikata, seriata uygun ise, emin ol ki senin dermanin da odur. Çünkü herkesin hizmette bir usulü, hali var. Rabitaya oturdugun zaman da de ki, Seyh Efendimizin vücudu Ravza-i mutahharadir: de ki Beyt-i Hâkikattir.
Çünkü insanlarin zanni nasilsa Cenab-i Allah nimetini öyle verir. Çünkü bize Allah’in lütfu mürsidi kâmildir.
Mürid için lazim olan mürsidi kâmile muhabbet; oldukça tarikatin, seriatin serefine yakismayan hallerden kaçmak, halü harekatini tarikatinin serefine tabi tutmaktir.
“Beklerim kapusunu boynumu egip giryani zar
Umarim ki rahmeder bu ahima efganima.”
Müridlik acizliktir. Herkesi yüksek, nefsini de alçak görmektir. Kimsenin ayibini görmemektir.
“Methe layik pirimiz, zemme layik nefsimiz var.”
Çünkü aynaya bakinca herkes kendi seklini görür. Allah’in en sevgili kulu, acizligini bilen, kendini zelil ve fakir bilendir. Bu acizlikle aynaya bakarsan Allah da ona göre ihsan eder.
“Mir’ati Muhammed’den Allah görünür daim.”
Onun için :
“Kapunda kul var sultandan içeru.”
Toprakta, topragin altinda bir ihsan var ki, bütün nebatat (bitkiler) topraktan meydana gelir. Onun için, toprak gibi mahviyet sahibi olmak lazim. Toprak ahlaka isarettir benim sultanim.
Müridde cezbe hali olur. Bu hal iradeyle olmaz ama o hali kendi iradenle tebdile bak. Mürsidler bu hali tebdil ederler ama o zaman bunun aksi sende zuhur eder. Yani o askin bir de kabiz hali olur. Böyle hallerde aklinla müsavere et.
De ki, akil gel buraya, ben beserim, gafilim. Sen ruhdan iktidar alirsin. Ben ise anasir ziddiyetinden iktidarimi alirim.
Anasiri ziddiyet ise berzahtir. Ruhdan zuhur eden nurun ala nurdur. Acaba ben bu isi islersem, yahut isledim de sonunda ne ile beraat ederim? Ne zamanki onu noksan bilerek sahibine teslim edersen, sahibi senin derdinin dermani olur.
Iste böyle, mürsidi kâmil, müridi kendi haliyle terbiye eder.
“Pehlivan-i cihan basar basilir
Bu meydandir bunda merdaneler var.”
Hâkikaten sen bir pehlivan-i cihansin, yikildin diye pehlivanligi senden çekip almazlar. Bugün yikilir yarin yikarsin. Sart, seriat terazisi elinde olsun.
Bir insanin gönlüne bir hatara gelir, az bir zamanda onu defederse çok büyük feyiz alir. Bir müddet sonra beraat ederse yine feyiz alir. Çok bekler de ondan beraat ederse, o da menfaatlidir.
Zaman icabi hariçten, hariç olanlardan dinimize, tarikatimiza karsi akseden düsmanliktan gönlümüze agirlik gelmesin. Zamana tabi olalim. Sen kendi derununda olan Islamiyetini sakla, unutma, Tarikatinin serefini unutma. Her nerede darda kalirsan, düsman karsisina gidersen korkma. Kalbinden , böyle usulca, “Medet ya hazreti pir, medet ya hazreti pir” de..
Onun yüzüne karsi, kalben, “Medet ya hazreti pir” de, ona hiç duyurma. Bu sekilde nefes et onun gözüne. Bu onun gözünü kör eder mutlaka..
Siz Hazreti Pir’i unutmayin, O elini degil, basini uzatir benim sultanim.
Kalbinde bir muhalif hal zuhur ederse yahut senin için zahirde seni fesada verecek bir muhalif hal zuhur ederse efendim, sahibine dayan.. Medet ya hazreti pir, de; aman ya Rasulullah, de; yahut, aman ya Rabbi, de. Bunlarin hangisi kolay gelirse, gönlünden onu söylemeye devam et.
Bunlarin üçünün de birbirine farki yoktur. Çünkü esmadan kuvvet alan medet ya hazreti pir, der; sifattan kudret alan aman ya Rasulullah der, zattan iktidar alan da, aman ya Rabbi, der. O bizim elimizde degildir. Hangisi zorlamadan dile gelirse ona devam et. Icap eder, bir muhabbet, bir sevgi, gönlüne bir rahatlik gelirse onun için de, ondan da Allah’a sigin. Bu nefs tarafindan bir hiledir, benim neyim var ki, ben neyime güvenirim. Disim zulmete gark olmus, içerim de ten mezbeleligi diye düsünüp
“ Aman ya Rabbi, estagfirullah” de.
Mürsidi kamil müridin miraç merdivenidir.Bir müridi, mürsidi kâmil hakikat besiginde yatirir. Sol memesinin dört parmak üstünde bir sir memesi var, terbiyet memesi..
O memeden müride günde bir kere süt emzirir. O süt tecelliyi zatiyi celbedecek cazibedir.. O sütü emen bir vücud, neticede süphesiz Cenab-i Allah’i görecektir. Fenafillah makamina kadar iki yasinda bir sabi (körpe çocuk) olan mürid, fenafillah olunca, Allah’in kudretinden bir ilme mahir olur. Onun için beylerim, rabitamizi unutmayalim.
Her nerede olsak “ aman ya Rabbi” yi unutmayalim. Aman dedigimiz zamanda, rabitamizin yüzüne bakarak:
“Ene sehri Medine’tün bab-i Ali’yyun” gibi, rabitamizin yüzüne bakarak diyelim ki, rabitamiz bizden kelamimizi alip hemen Risaletpenah efendimize teslim ede.
Risaletpenah efendimiz de Hakikat’e teslim ede. Hakikat kapisindan mana, nimetin izharina bir seddir, engeldir. Kendisini fiili, ameli ile tanitani o kapidan içeri alirlar.
Tarikatin esrari, mürid her seyi rabitasiyla yaparsa, “Vettegullahe lealleküm tuflihun” fermanin geregince, onun her yedigi, içtigi onun için rahmeti celbeder.
“Canim gurban olsun gadir bilene”
Sen mürsidi kâmilin muhabbetini derununda sakladigin zamanda demek mürsidin gadrini bildin. Bu sefer mürsidi kâmil de senin her derdinin dermani olur.
Mürsitsiz müskil hallolmaz. Bizim bu yürümemiz ile de Allah’a ulasilmaz. Mürsidin varsa, o senin koluna girip yürümeye iktidarin olmasa da, seni menziline ulastirir.
Mürsidi olmayanlarin ekserisi tarikata muhalif olup inkar ederler. Alim ise adaba muhalif olur, ilmine mugayir olur. Yok cahil ise, onun da hakikatini söndürür. Tarikat Resulullah efendimizin emridir. Onu inkar eden münkir olur. Battal olanlara Allah’in muhabbeti olmaz.
Tarikatin kari, kemali rabitadir. Mübtedilerin derdinin dermani rabitadir. Rabitasi saglam olan, yani mürsidi kamilin emrine muhalif isi olmayanin berzah ile alakasi yoktur. Berzah denizin girdabina benzer. Çok mahir bir kaptan ister ki kurtarsin.
Himmet, hizmete rabtolunmustur. Hizmet sarttir. Hizmet amelen de hizmettir, bedenen de hizmettir, malen de hizmettir, hangisi olsa hizmettir. Hizmet rü’yettir.
“Baba himmet, ogul hizmet.”
Evliyaullahda havf, hüzün olmaz, sual, hesap olmaz. Evliyaullah daima Allah ile beraberdir. Çünkü Allah, onda celis olmustur. Cebrail, Israfil, Mikail, Azrail ve Hizir aleyhisselam evliyaullahin emrindedir. Evliyaullah müridin zahirini, batinini, evvelini, ahirini, derdini, dermanini, vücudunda kaç kil oldugunu bilir. Allah onlara bildirmistir. Ona göre halimizi idare edelim sahzadelerim..
Mürsidin bir milyar müridi olsa, hepsi de ayri ayri yerlerde bulunsa, mürsid onlarin her birinin her halini bilir.
Bir müridin mürsidine, rabitasina inkiyad olursa (emrine uyarsa, yani sebati olursa) emin olun mürsid müride sahip olur. Onun noksanini bildirip, bir vesileyle isaret verir.
Bu bir ihsani ilahi ki, bir nimettir ki, hatir ile, para ile olmaz. Bu bir merhameti ilahidir. Merhamet buyurur da bir mürside evlad olursun. Velayetinde varis olursun. Evliyaullah vefat etse yine o nisbeti, feyzi müridine adalet buyurur. Mürid ölse de, yine feyzi alir. Müridin terakki, terfii feyiz iledir.
Ruh gayrimahluktur. Amma evliyaullahin hizmetine geçip terbiyesine girmedikten sonra kemaline, iktidarina malik olmaz.
Ruh, evliyaullahin sohbetini dinlemedikten sonra halinden haberdar olamaz. Ruhun hakikatina malik olunca, beseriyet, noksan sifat, ten mezbeleligi ve anasir ziddiyeti zail olur. Akil mecazdan külle geçer. Yine kuldur amma, Allah’tan iktidar alan bir kul olur..
“Zikri fikri ibadet ile varilmaz bu yola
Hizmetinde daim ol seyhin rizasin dile.”
Iste bu hallerin tamami mürsidin rizasina baglanmistir. Rabitanin nuru ve sayesini celbeden mürid bir ihsana erer. Bu lütfun aleti, sermayesi de rabitadir.
“Ve rabitu vettegullahe leallekum tuflihun.” ayeti kerimesi rabita ayetidir. Rabitanin ra’ si ru’yetullah, ra’yi çeken elif de Allah’a karsi aciz olup da “aman ya rabbi” demektir.
Onun için, rabita ile yedigin yemek, gördügün hizmet seni rü’yetullaha götürür.
“Külli sey’in sebeba.” fermani geregince, rabita, nimet ve feyzin, cemalin vasitasidir.
Insanlar, hülusunun barini (meyvesini) yer. Baktigini, gördügünü mürsidin bilirsen, rabita feyzi alirsin. Sende bu hal bir mürsid muhabbeti meydana getirir. Bu muhabbet ile hem imtihandan beraat eder, hem de feyze nail olursun.
Rabitasi olmayan, rabitaya münkir olan, ten mezbeleligine maglup olan müslümanlar da zannederler ki, ben de Cenabi Hazreti Allah’in emir buyurmus oldugu, vaat buyurmus oldugu nimetlerine malik olacagim. Hakikat sahipleri buna buyurur ki: Heyhaaat!..
Hakikaten beyler, iyi yiyin, iyi giyinin, saltanatli olun, çok zengin olmaya çalisin. Allah namerde muhtaç etmeye, Habibi hurmetine adayi bedkare muhtaç etmeye.
Emin olun, rabitasi olan, Cenabi Allah öyle buyurur, rabitasi olan her halinde felaha dahildir. Evet, mürsid ile görülen hizmet- bu biraz zahire muhaliftir amma- mürsid ile görülen hizmet insani irsad eder, sadan eder.
Ihvanin birisi yemin etti ki “Evet her cigara içende feyz alirim, rabitayla içerim, hikmetullah, o tütün bana, vücuduma bir safa getirir. Acaib bir muhabbetim olur. Öyle halim olur ki, zannederim ki karsimda hazreti mürsidim cigara içiyor, dahasi ben kendimi unuturum benim sultanim.
Elhemdulillah simdi biz birbirimizin mürsidiyiz. Böyle olunca senin kârin benim, benim kârim da senindir. Onun için müridin birbirine karsi noksani olmaz. Simdiki zamanimiz zahirde biraz müskilatli, muhalif görünür ama, ihvanlar için çok yüksek, selametli bir gündür.
Bizim mürsidle rimiz müridi su zamanda fenafillah makamina dahil olsa bile ona halini bildirmezler, bir perde çekip örterler halini. Çünkü bu zamanda hal idaresi çok çetindür.
Fahr-i alem efendimiz buyurur: Derler ki , ya Resulullah insanlar ne ile zengin olur? Buyurur ki: Temkin iktisatla.. Tarikatta da temkin iktisat sarttir.
“Bir yüzü nurudur biri naridir
Ariflerin bu bir büyük kâridir”
Nurundan mana seni feyze garkeder, nari ile de vücuduna bir celal çeker ki, o nuru senin kalbine yerlestirinceye kadar.. Sen aldigin, görmüs oldugun hizmetten zerre miktari bir varliga düsmeyerek onu tamamiyle illetsiz, killetsiz, zilletsiz noksansiz sahibine teslim eder. Bir yüzü narindan mana odur.
Bir yüzü nuru ki, sana feyzeder. Sen o feyzi hazmedeceksin.. Amel varligina düsenler olur. “Yevme layenfeu” buyururlar. Diger müritlerde olan hallere haset eder, “Bunlarin daha alasi bende olmaliydi” der, neticede münkir olur. Yahut kendisine bir hal gelir de o ufacik hale aldanip hilafet dava eder.
Mürside hezeyan sözler söyler. Böyle olanlarin içini disina çevirirler de münafikligi asikare çikar. Zaten böylelerine Hazreti Pir keyfine hareket ederdi Allah muhafaza etsin..
Bunlar bize birer alettir. Az çok temkin sarttir. Icabeder ki, nefs insanlara neler düsünüp ne tuzaklar kurar. Bu tuzaklari fiile getirmezsen, kalbinde tülu eden bir muhalif haline de “Aman Ya Rabbi, estagfurullah” dersen, “medet hazreti pirim, yetis imdadima“ dersen, mürsidi kamilin ayaklarina (kalben) sarilip rica edersen, korkma..
“Mana zarar ayni ila gayrikum
Uksumi billahi ve ayatihi”
Yani mürsidi kamile ettigin rica Allah’tan baska bir yere gitmez, Allahin zatina gider. Çünkü mürsidi kamil Allah kapisidir.
Biz cemalullahi mürsidi kamilin yüzünden görecegiz. Her bir Allah’in rizasini mürsidi kamilin rizasiyla kazanacagiz beylerim. Mürsidi kamil, müridin yeyip içtigine nazar buyurmadan yedirip içirmezmis. Bazen de müridin damagina lezzet veren bir yemege de bir himmetleri olurmus:
O yemegi yemek bir mesakkat olurmus ki , o yemegin lezzetinden nefs gida almasin diye benim sultanim.
Ibadetin ruhu zikrullah, zikrullahin ruhu da mahviyettir. Mahviyet müride alet olunca, o mürid mürside emanet olur. Günesin nuru nasil insanlari her taraftan kusatip ihata ederse, bu sefer, mahviyet sahibi müridi de mürsidi kamilin rabita nuru ihata eder. Mürsidi kamil, rabita nuru ile müridin maneviyatini ihata edince, daha dünyadan, yani topraktan, afaktan, seytandan, yaramazlar serrinden bir kötülük aksetmez.
Bir evliyaullahin bir günlük ameli, bir milyar müridi olsa, her biri ömrünün sonuna kadar hep günah islese, hepsini tartar. Bir evliyaullah, bir nefeste bu mahlukatin nefesinin adedince Allah der. Onlarin hiç huzursuz hali olmaz. Onlarin huzuru bu aleme yeter. Onlarin nuru, feyzi alti ciheti ihata eder. Onlar gögün diregi, yerin mihidir. Ama Allah, herseyi vasita ile halkeder. Evliyaullahin iktidari, bu devirde kendinde degil..
Resulullah Efendimiz ne emrederse onlar o hizmeti görürler. Emretmezse hiçbir sey yok. Isterse evladini atese atsinlar. Yalniz, müridin idaresi baska, Allah’in emri böyle beylerim.
“Yüzünde yazili seb’el mesani”
Seb’el mesani fatihayi seriftir. Fatihayi serifin manasi ne ise, mürsidi kamil evladina o manadan himmet buyurup feyiz verir. Baska tarikatlarda yoktur bu; evvelinde yirmibes defa estagfirullah dersin, bes defa Elham okur makamlarina (ders tarifindeki sekli ile) hiybe edersin, bu hiçbir tarikte yoktur.
Bizim tarikimizin rabita tarifesi böyledir:
Hazreti Pir bir altin kürsü üzerinde oturmus, mübarek yüzünden adeta ayin onüçü-ondördü gibi olan cemalinden, ayin o suleli zamanindaki gibi bir nur hasil olup seni ihata etmis.
O mübarek yüzünün nuru seni ihata etmis, her nefes aldikça o nur kalbine gidiyor, nefesini disari verdikçe de bir siyah zulmet çikip senden uzaklasiyor. Nefsini de bir uyuz it seklinde atmissin önüne, seriat kamçisi ile basindan asagi vurup terbiye ediyor.
Kalbini de bir altin tabak içinde tutmus, mübarek iki kasi arasindan bas parmagin kalinliginda akmakta olan o feyzi ilahi o kalbini temiz, tahir, safi ediyor. Sen de ayni o mübarek cemali seyrederek tesbihini çekiyorsun.
Çünkü cemalullahi o yüzden göreceksin. Tesbihini de o yüze bakarak çek ki, o yüz, Allah kapisidir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::

HİLYE-PÂK-İ AHRÂR 